HGK – HAKİMLERİN TAZMİNAT SORUMLULUĞU

Daire:HGK
Tarih:2005
Esas No:2005/4-342
Karar No:2005/433
Kaynak:özel kaynak
İlgili Maddeler:(4422 S. K. m. 1, 6) (765 S. K. m. 192, 232, 313, 314) (2845 S. K. m. 20) (1412 S. K. m. 382) (1086 S. K. m. 438, 573, 576) (1136 S. K. m. 164)

İlgili Kavramlar:HGK- HAKİMLERİN TAZMİNAT SORUMLULUĞU
ÖZET: Kanunda hakimlerin sorumluluğunu düzenleyen hükümler gereği dairelerin ilk derece mahkemesi sıfatıyla karar verdiği ve temyiz incelemesini Hukuk Genel Kurulunun yaptığı bu işlerde duruşma yapılabileceği konusunda açık bir düzenleme yer almamaktadır. Bu davalar, karşı dava gerekmeksizin davalı lehine tazminatı ve para cezasını içeren kendine özgülüğü bulunan dava türleridir. Bu nitelikleri gereği ilgili bölümünde temyiz incelemelerinin duruşmalı yapılacağı konusunda bir düzenleme yer almadığı gibi Yargıtay Kanunu’nda da bu işlerin duruşmalı yapılacağı konusunda açık bir hükme yer verilmemiştir. Hukuk Genel Kurulunun ağırlıklı işini oluşturan direnme kararlarının dahi temyiz incelemelerinin açıklanan nedenlerle duruşmalı yapılamayacağı öngörülmüşken, diğer işlerinin duruşmalı yapılacağını kabule olanak verecek yasal bir düzenleme ve gereklilik bulunmadığı açıktır. Bu nedenle Hukuk Genel Kurulunun incelemesine tabi işlerde ayrık ve açık bir düzenleme olmadığı sürece duruşmalı inceleme yapılması olanaklı görülmemektedir.
(4422 S. K. m. 1, 6) (765 S. K. m. 192, 232, 313, 314) (2845 S. K. m. 20) (1412 S. K. m. 382) (1086 S. K. m. 438, 573, 576) (1136 S. K. m. 164)

Dava: Taraflar arsındaki “tazminat” davasının yapılan incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 4. Hukuk Dairesince;

(… Davalı yargıçlar tarafından yargılaması yapılan İstanbul 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 2000/18 Esas sayılı kamu davasıyla ilgili olarak dairemize verilen dava dilekçelerinde ve yargılama sırasında sunulan diğer dilekçelerde dava nedenleri olarak özetle:

Davacılardan Y.B.’nin: Kamu tanığı olduğunu, yargılamaya çağrılmış olmasına rağmen sonradan dinlenilmesinden vazgeçildiğini belirterek yargılama konusu olaylarla ilgili bilgilerini dilekçe ile mahkemeye bildirdiğini,ancak davalı yargıçların kendisi (ve başka şahıslar) hakkında Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunduğunu, bildiklerini mahkemeye yazılı olarak bildirmesinde yasaya aykırılık olmadığını, ayrıca kendisine ait taşınmazdaki yapıda emniyet tarafından zapt edilen güvenlik kameralarının gizli kamera ve disket sürücünün de disket silici olarak tutanak altına alınmasının gerçeği yansıtmadığını, yine bu yapı ve zapt edilen eşyalar hakkındaki iddialarının araştırılmadığını, yapı hakkındaki tedbir kararının sürdürüldüğünü ve medyada yapılan yayınlara göz yumulduğunu, tüm bu hususların HUMK’nun 573/1 ve 7. bentlerine aykırılık oluşturduğunu;

Davacılardan F. C. E.’nin: Olay günü birçok evle birlikte kendi evinin de arandığını ve evinin örgüt evi olarak nitelendirildiğini, evde bulunan ve kendisine ait olan ziynet, nakit para, hisse senedi, bilgisayar, döviz gibi eşyalarının zaptedildiğini, bu eşyalarla ilgili olarak kamu davasına müdahil olma isteğinin kabul edilmediğini, bu eşyaların değerini koruyucu önlem alınmadığını ve kendisine iade edilmediğini, oturumlarda bulunmasına izin verilmediğini ve mahkemeye verdiği dilekçeler nedeniyle savcılığa suç duyurusunda bulunulduğunu anlatarak bu hususların HUMK’nun 573/1 ve diğer bentlerine aykırılık oluşturduğunu;

Davacılar H.H.M., A.M.B. ve T.A.’nın: Kamu davasında sanık olarak yargılandıklarını; gözaltı süresince fena muamele gördüklerini ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini belirterek, savunma delillerinin davalılar tarafından toplanmadığını, hazırlık soruşturmasında ve iddianamede suç aleti oldukları belirtilen sıradan eşyaların gerçek mahiyetinin araştırılmadığını, müdahil avukatı ile davalı N. A.’nın bağlantısının ortaya çıkması nedeniyle yapılan reddi hakim isteminin reddedildiğini, reddi hakim isteminin müzakeresine Cumhuriyet Savcısının da katıldığını, davalılar hakkında soruşturma bulunduğunu, mahkemeye dilekçe ve mektup gönderenler ve bazı sanıklar hakkında garez ve nefs saiki ile suç duyurusunda bulunulduğunu, davalıların menfaat karşılığında ara kararları vermiş olmaları şüphe ve ihtimalinin bulunduğunu, keyfi ve taraflı davrandıklarını, yargılama konusu bazı suçların 4616 sayılı Yasa gereğince erteleme kapsamına girmesine rağmen bu yönün gözetilmediğini, medyada yapılan yargılama ile ilgili yayınlar hakkında yayın yasağı karan verilmediğini, tutuklu sanıkların bulunmasına rağmen duruşmaların otuz günden fazla sürelerle ertelendiğini ve tutukluluk halinin sürdürüldüğünü, 08/12/2000 tarihli oturumda davalılardan N. A. ‘nın “sizin müvekkillerinize bunlar nasıl adam diyor muyuz” biçiminde konuştuğunu, yine yargılama sırasında bir savunma avukatına karşı “konuşmazsan hatırım kalır” sözünün söylendiğini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırılıklar bulunduğunu; ileri sürerek HUMK’nun 573. maddesine aykırılıklar nedeniyle çeşitli miktarlarda manevi tazminatlar istedikleri, kamu davasının getirtilerek incelenmesini ve sonucunun beklenmesini, bilirkişi incelemesi yapılmasını talep ettikleri, hukuki mütalaalar sundukları, bazı dava nedenlerinin diğer davacılar tarafından da dava konusu yapıldığı anlaşılmaktadır.

Davalılar ve vekilleri gerek cevap dilekçelerinde ve gerekse yargılama sırasında verdikleri diğer dilekçelerde: Bu davaların açılması nedeniyle 20/09/2002 tarihli oturumda davadan çekildiklerini belirterek bu süreye kadar yapılan yargılama sırasında usul ve yasa hükümlerine uygun olarak ve tarafsızlıkla yargılamanın yürütüldüğünü, esas hakkında mütalaanın verilmesinden sonra mahkeme heyeti üzerinde bir baskı oluşturulmaya çalışıldığını, bu davanın da aynı niyetin göstergesi olduğunu, dava hakkının kötüye kullanıldığını, DGM.lerdeki yargılama ve zapt-müsadere usulünün diğer mahkemelerden farklı olduğunu, savunma taleplerinin kabul veya reddedilmesinin yargılama göreviyle ilgili bulunduğunu, duruşma inzibatının sağlanması, suç duyurusunda bulunulması, yayın yasağı, duruşmanın erteleme süresi gibi konuların mahkemenin takdirinde bulunan hukuki konular olduğunu, reddi hakim müzakeresi sırasında duruşma salonundan Cumhuriyet Savcısının çıkarılmamış olmasının müzakereye savcının da katıldığı anlamına gelmediğini, binadaki yerleşim zorunluluğu nedeniyle savcının duruşma salonunda kaldığını davacıların sonradan sundukları dilekçelerin iddianın genişletilmesi ve dava konusu vakıaların değiştirilmesi niteliğinde olması nedeniyle buna muvafakat edilmediğini, ceza mahkemesinde çözümlenecek hukuki olguların bu davada ileri sürülemeyeceğini, söylendiği iddia edilen sözlerin manevi tazminat gerektirmediğini, kamu davasında taraf durumunda bulunmayan ve mahkemeye dilekçe gönderen şahıslar hakkında (bu dilekçelerin hukuki değerlendirilmesi yapılarak) mahkemeye etki ve telkin amacı bulunması nedeniyle suç duyurusunda bulunduklarını, şahsi bir husumet söz konusu olmadığını, müdahil avukatın davalılardan N. A. ile Hakkari’de çekilen bir toplu veda fotoğrafını kullandığını, yapılan soruşturma sonucunda bakanlık tarafından davalılar hakkında işlem yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini, muhtemel zararın dava konusu edilemeyeceğini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırılık bulunmadığını belirterek davanın reddedilmesini savunmuşlardır.

Davacılar tarafından dairemize ayrı ayrı açılmış bulunan tazminat davalarının davalılarının aynı yargıçlar olmaları ve aynı kamu davasının yargılanmasına ilişkin dava nedenlerinin ileri sürülmesi, dava edilen bazı maddi vakıaların benzerlik taşıması gözetilerek 2002/9383 sayılı dava dosyasında birleştirilmesine 25/03/2003 tarihinde karar verildiği, dava konusu iddialarla ilgili olarak taraf kanıtlarının toplandığı, davacı tanıklarının gerek dairemizde ve gerekse istinabe yoluyla dinlendiği, dava (ilgili tanık anlatımlarının belirlendiği, bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek bulunmadığı, halen derdest olduğu anlaşılan kamu davası) dosyasının getirtilip incelenme isteminin dairemizce uygun görülmediği anlaşılmaktadır.

Davacılar tarafından dava dilekçesine ekli olarak sunulan belgeler, ilgili mahkemeden getirtilen iddianame ve yargılama tutanağı örnekleri ve tüm dosya içeriğindeki bilgiler itibariyle: hazırlık soruşturması yapılmasından sonra DGM. Cumhuriyet Savcılığı tarafından düzenlenen 11/01/2000 tarihli iddianame ile bir kısmı tutuklu olmak üzere otuzaltı sanık hakkında kamu davası açıldığı (davacılardan T. A. hakkında dava açıldıktan sonra tutuklanarak ek iddianame ile dava açıldığı), iddia edilen suçların çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, bu örgüte yardım etmek ve tehdit ile menfaat sağlamak suçları olduğu ve sanıkların 4422 sayılı Yasa’nın 1/1, TCK’nun 192/ilk, 313, 314. maddeleri gereğince cezalandırılmalarının istendiği, davanın tensip işleminin 24/01/2000 tarihinde yapıldığı ve davalıların davadan çekildikleri 20/09/2002 tarihli oturuma kadar on üç farklı günde duruşmalar yapıldığı, oturumlarda davalıların dışında başka yargıçların da görev yaptıkları, ağırlıklı olarak davalıların yargılamasını yürüttükleri kamu davasının henüz sonuçlanmadığı, davaya konu edilen yargılama döneminin yaklaşık 2,5 yıl sürdüğü ve yapılan oturumlarda sanıkların savunmaları, müştekilerin anlatımları, tanıkların bilgilerinin belirlendiği, 19/03/2002 tarihli oturumda verilen esas hakkında mütalaa ile sanıkların cezalandırılmalarının istendiği ve bunu izleyen iki oturumda davalı yargıçların reddi yönünde sanıkların istemleri bulunduğu anlaşılmaktadır.

Yargılamanın üçüncü oturumu olan 04/08/2000 tarihinde gıyabi tutuklular dışında fiilen tutuklu sanık kalmadığı, bu oturumdan evvel yapılan iki oturumda ve tensipte otuz günlük süre aşılarak duruşma günü belirlenmişse de bunun defter durumu nedeniyle zorunluluktan kaynaklandığının tensip ve oturum tutanaklarına yazıldığı, bu zaruretin 2845 sayılı DGM. Yargılama Usulü Yasası’nın 20/3. maddesindeki koşullara uygun bulunduğu anlaşılmaktadır.

Hazırlık soruşturması sırasında C. Savcılığının talebi üzerine çıkar amaçlı örgüt kurmak ve örgüte üye olmak suçu nedeniyle 4422 sayılı Yasa kapsamındaki fiillerden elde edildiği hakkında kuvvetli şüphe bulunduğu belirtilerek bazı taşınmazlara 4422 sayılı Yasa’nın 6. maddesi gereğince el konulmasının istenmesi üzerine dava dışı DGM hakimi tarafından 24/11/1999 tarihinde el koyma kararı verildiği anlaşılmaktadır. Dava açılmasına ilişkin iddianamede Silivri’deki örgüte ait çiftliğin bulunduğu arsa parselleri üzerine alınan bu tedbir kararının tapu kayıtlarına işlendiği ve yine örgüte ait olduğu iddia edilen takılar, paralar ve kıymetli evrakların emanete alındığı belirtilmektedir. Davacılardan F. C. E. ‘nin hazırlık soruşturması sırasında sanık sıfatıyla hakkında inceleme yapıldığı ve DGM. C. Savcılığının 11/01/2000 tarihli ve 1999/2525 hazırlık sayılı ek takipsizlik kararının dördüncü bendinde bu davacının evinde örgütle bağlantılı olan oniki bayanı barındırdığı anlaşılmış ise de, o bayanlar hakkında takipsizlik kararı verildiğinden ve davacının kız kardeşi nedeniyle örgüte yardımcı olduğu ve yardım amacıyla hareket ettiğine dair yeterli delil olmadığı belirtilerek takipsizlik kararı verildiği, yine aynı kararın birinci bendinde davacılardan Y. B. hakkında da aynı örgütle doğrudan bağlantısı olduğu anlaşılmışsa da kamu yararı bulunmadığından dolayı takipsizlik kararı verildiği, yargılama sonucunda düzenlenen 19/03/2002 tarihli esas hakkındaki mütalaada ise bazı sanıklara ait taşınmaz hisselerinin 4422 sayılı Yasa’nın 6/son maddesi gereğince devlete intikalinin istendiği, diğer hisseler üzerindeki tedbirin kaldırılmasının mütalaa olunduğu, ayrıca bazı sanıklara ait oldukları belirtilerek döviz, nakit para, Alman Markından Türk Lirasına çevrilen nakit para, ticari senetler, ziynet eşyaları, bilgisayarlar ve donanımlarının devlete intikaline karar verilmesinin istendiği, diğer eşyaların ise bazı sanıklara iadesinin talep olunduğu anlaşılmaktadır.

Davacılardan F. C. E. ‘nin 28/09/2000 tarihli dördüncü oturuma katılarak müdahale ve eşyaların iadesini istediği, mahkemece eşyalara ilişkin olarak tutanakların ve eşyalara el koyma biçiminin incelenmesine karar verildiği, izleyen oturum olan 08/12/2000 tarihli oturumda adı geçen davacının bu istemleri konusunda görüş bildirmesi için cumhuriyet savcısına süre verildiği, izleyen oturum olan 02/03/2001 tarihli oturumda adı geçen davacının müdahale isteminin reddine ve eşyaların iadesi konusunun hüküm aşamasında düşünülmesine karar verildiği, daha sonraki üçüncü oturumda (30/10/2001 tarihinde) duruşmaya katılan F. C. E.’nin emanette bulunan Alman Marklarının paraya çevrilmesi isteminin aynı oturum kabul edildiği (bu markların adı geçen davacıya değil H. B. ‘ye ait olduğu yönünde dilekçe ve beyanlar bulunduğu), diğer oturumlara bu davacının katılmadığı en son 20/09/2002 tarihli ve davalıların yargılamadan çekilmelerine ilişkin oturuma davacının katıldığı, ancak müdahale talebinin önceden reddedilmiş olması nedeniyle duruşmadan çıkarıldığını ileri sürdüğü, adı geçen davacının katılma talebi ve eşyaların iadesi talebine ilişkin olarak davalı yargıçların usul hükümleri doğrultusunda duruşmanın idaresi ve inzibatı konusunda gerekli işlemleri yaptıkları hukuka aykırı bir işlem bulunmadığı kanaatine varılmıştır.

Yine 28/09/2000 tarihli oturumda davacılardan Yakup Balaman’ın dinlenmesi yönünde ara karan verildiği, ancak izleyen üç oturum boyunca bu davacının dinlenmesi için yazılan yazıların tekidi ve adres araştırması nedeni ile ertelemeler bulunduğu, en son 14/08/2001 tarihli oturumda bu davacının dinlenmesinden vazgeçildiği, adı geçenin 25/12/2001 ve 29/04/2002 tarihinde mahkemeye iki ayrı dilekçe göndererek kamu davası hakkındaki bilgileri ile hazırlık soruşturması sırasında uğradığı haksızlıkları yazılı olarak bildirdiği, aynı şekilde davacı F. C. E.’nin de eşyalar nedeniyle dilekçeler verdiği, reddi hakim isteminin yapılmasından sonraki 21/06/2002 tarihli oturumda mahkemeye dilekçe gönderenlerin tümü hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiği, bu suç duyurusunun herhangi bir kişiye şahsen yönelik olarak değil, genel anlamda karara bağlandığı, DGM. C. Savcılığına yazılan 21/06/2002 tarihli suç duyurusu yazısında dava ile ilgili olmayan ve davada sıfatı bulunmayan kişiler tarafından dosyaya gönderilen mektup ve dilekçeler hususunda TCK’nun 232. maddesi gereğince gereğinin takdir ve ifası biçiminde yazı yazıldığı, bu başvuru nedeniyle DGM. C. Savcılığı tarafından toplam 149 sanık hakkında mahkemeye tahakküm ve nüfuz İcra etmek suçundan dolayı yapılan soruşturmalar neticesinde sanıkların dostu, arkadaşı ve yakını olan bir kısmı da sade vatandaş durumunda bulunan bu kişilerin kamu davasına esas olaylar ve soruşturma hakkındaki bilgileri nedenleriyle yasal dilekçe hakkı kullanılarak mahkemeyi bilgilendirmek amacıyla dilekçe ve mektup gönderilmesinde suçun maddi ve manevi unsurlarının bulunmadığı belirtilerek takipsizlik kararlan verildiği, davacılar Y.B. ve F.C.E. hakkında da bu bağlamda takipsizlik kararları bulunduğu, iddia edildiği üzere davalı yargıçların davacıların şahsına husumet nedeniyle bu suç duyurusunda bulundukları kanaatine varılmadığı, esas hakkında mütalaa verilmesinden ve reddi hakim isteminden sonra bir çok kişi tarafından mahkemeye gönderilen bu belgelerin takdir ve değerlendirmesi yapılırken usule ve hukuka uygun olarak mahkemenin telkin ve baskı altına alınmak istendiği düşüncesiyle hukuki işlemde bulunulduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.

21/06/2002 tarihli oturumda müzakere amacıyla duruşma salonunda bulunan tüm kişilerin salondan çıkarıldıkları ancak Cumhuriyet Savcısının müzakere sırasında duruşma salonunda kaldığı ileri sürülmekte ise de, konuya ilişkin olarak tarafların iddia ve savunmaları tanık anlatımları incelendiğinde belirtilen oturumda Cumhuriyet Savcısının reddi hakim talebinin incelenmesine dair müzakereye fiilen iştirak ettiği hususunda bir kanıt bulunmadığı, kaldı ki davada kamu adına taraf bulunan C. Savcısının, sanıkların reddi hakim talebi konusunda sözlü veya yazılı görüş bildirmesinin gerekli olduğu, 10/07/2002 tarihli yazının ise reddi hakim taleplerinin yinelenmesi nedeniyle oluşan hukuki süreç içinde ve 21/06/2002 tarihli oturumdan sonra verildiği anlaşılmakla iddianın doğrulanmadığı anlaşılmaktadır.

Dava açılmasına ilişkin iddianamede ve 19/03/2002 tarihli esas hakkında mütalaada diğer sanıklarla birlikte bu davaya taraf olan bir kısım davacıların bazı müştekilere yönelik eylemleri nedeniyle TCK’nun 192/ilk maddesi gereğince cezalandırılmalarının istendiği, esas hakkındaki mütalaanın verilmesinden sonra bir kısım sanıkların dilekçeleriyle bu konuyu belirtmeleri üzerine 21/06/2002 tarihli oturumda Cumhuriyet Savcısının 192/ilk maddesine ilişkin kısmi (ek) mütalaa ile 4616 sayılı Yasa’nın bu suça uygulanmasını talep ettiği, iddianamede suç tarihinin 19/11/1999 ve öncesi olarak belirtildiği, sonradan yürürlüğe giren 4616 sayılı Yasa’da 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçların ertelenmesinin yasal düzenleme altına alındığı, gerek suç tarihi itibariyle ve gerekse kamu davasının henüz kesin hükme bağlanmadığı olgusu karşısında hukuki bir konu oluşturan bu hususun ceza mahkemesindeki hüküm aşamasında gözetilebilecek nitelik taşıması nedeniyle hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

07/04/2000 tarihli oturum sonrasında bazı medya organlarında kamu davasıyla ilgili olarak yayınlar yapılması üzerine sanıklar tarafından yayın yasağı kararı verilmesinin istendiği, 24/04/2000 tarihli müteferrik karar ile yayınlanan görüntülerin adil yargılanma zeminini ortadan kaldıracak mahiyette olmadığı belirtilerek bu istemin reddedildiği, esas hakkında mütalaa verilmesi ve reddi hakim istemlerinden sonra 21/06/2002 tarihli oturumda davalıların son oturumdaki bu usulü konular itibariyle yeniden durum değerlendirmesi yaparak yayın yasağı yönünde ara karan vermelerinde de hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Savunma delillerinin toplanmadığına ilişkin iddiayla ilgili olarak davacıların yargılama süreci içindeki tüm taleplerini bildirir liste sundukları, bu listede davacılar dışındaki kişilerin de savunma taleplerinin yer aldığı, bu talepler konusunda yargılamayı yürüten davalı yargıçların değerlendirmeler yaparak ara kararlan oluşturdukları, savunma delillerinin noksan veya hiç toplanmamasına ilişkin bu iddiaların usul hukuku ile ilgili olup, eldeki davada değerlendirilmesinin ve bir eksiklik bulunup bulunmadığı konusunda ceza mahkemesini ve temyiz aşamasını etkileyecek biçimde bu davada bir hüküm sonucu belirlenmesinin yerinde olmadığı, davacıların hazırlık soruşturması sırasındaki işlemlerle ilgili iddialarının davalıların hazırlık soruşturmasında görev yapmadıkları gözetilerek kamu davasının hüküm ve temyizi aşamasında değerlendirilecek hukuki bir konu olduğu sonucuna varılmıştır.

Yine yargılama sırasında davalılardan N. A. ve bir mahkeme üyesi tarafından söylendiği belirtilen sözlerin doğrudan doğruya davacıların şahsına yönelik bulunmadığı, 08/12/2000 tarihli oturum sırasında sanık vekili Avukat C. O.’nün müdahil E. Ş.’ye yönelik olarak “bu ne biçim kadın, etrafa işaretler yapıyor, duruşma salonundan çıkarılsın” sözü üzerine davalı N.A.’nın adı geçen avukata hitaben söylediği sözün davacıların şahsı ile ilgisi bulunmadığı duruşmadaki bu olay çerçevesinde söylenmiş bir söz olması itibariyle davacıların kişilik hakkına saldın da olmadığı, söylenen diğer sözün de başka bir savunma avukatına hitaben söylendiği anlaşılmaktadır.

Kamu davasında müdahil vekili olan Avukat E. Ş. Y.’nin sanıklardan B. A.’dan müdahil, kendisi ve davalılardan N. A. adına para istediği konusuyla ilgili olarak davalılar hakkında Adalet Bakanlığı tarafından yapılan soruşturmada işlem yapılmasına gerek bulunmadığına karar verildiği, adı geçen avukat hakkında ise avukatlık görevini kötüye kullanmak suçundan kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır. Konuya ilişkin Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 18/03/2003 tarih ve 13390 sayılı cevabi yazısında açıklandığı üzere; Bu davaya konu edilen 4616 sayılı Yasa gereğince erteleme kapsamındaki dava bölümü nedeniyle tecziye biçiminde mütalaa verilmesi iddiası, CUMK’nun 382. maddesine aykırı olarak C. Savcısının heyet müzakerelerine iştirak ettiği iddiası, mahkemeye mektup ve dilekçe gönderen kişiler hakkında haksız yere suç duyurusunda bulunulduğu iddiası, medyaya yayın yasağı konulması yönündeki talebin reddedilmesinden sonra yayım yasağı konulması iddiası, sanıkların keşif, bilirkişi incelemesi gibi savunma taleplerinin usul ve yasaya aykırı olarak reddedildiği iddiası, bir sanık vekiline hitaben “biz sizin müvekkillerinize bunlar nasıl adam diyor muyuz” sözüne ilişkin iddia ve davalı N. A.’nın rüşvet aldığı şüphesine ilişkin iddianın bakanlıkça incelendiği ve davalılar hakkında yukarıda sayılan bu iddialar yönünden işlem yapılmasına gerek bulunmadığına karar verildiği anlaşılmaktadır. Adalet Bakanlığı’nın yukarıda belirtilen işlemine karşı bir kısım davacılar ve başka kişiler tarafından idare mahkemesine işlemin iptali biçiminde davalar açılmışsa da davalı tarafça sunulan Ankara 9. idare Mahkemesinin 2002/1101-1637 sayılı kararı da gözetilerek bu davaların sonucunun beklenmesine gerek bulunmadığı kanaatine varılmıştır.

Yukarıda açıklanan hususlar, tarafların iddia ve savunmaları, toplanan kanıtlar ve tanık anlatımları ile tüm dosya içeriği incelenip değerlendirildiğinde: davalıların 2,5 yıllık yargılama süresince tüm oturumlarda bizzat görev almadıkları, ancak birçok oturumda yargıç olarak bulundukları, usul hukukuna uygun olarak yargılama işlemlerini gerekçeli ve nedenlerini açıklayarak ara kararları biçiminde hükme bağladıkları, esas hakkında mütalaanın verilmesinden sonra reddi hakim istemleriyle birlikte olarak daha evvelki yargılama dönemine ilişkin bulunan ancak o dönemde herhangi bir dava veya hukuki işleme konu edilmeyen olaylar ve hatta hazırlık tahkikatına kadar uzanan hukuki konular da eklenmek suretiyle dava dilekçelerinde açıklanan iddialarla eldeki davanın açıldığı, yukarıda özetlenen süreç göze dava konusu edilen olaylarda hukuka aykırılıklar bulunduğu iddiası ön plana çıkarılmış ise de, zamanlama açısından bakıldığında ileri sürülen iddiaların esas hakkında mütalaa ile sanıkların cezalandırılmasının istenmesinden sonraya tekabül ettiği, kamu davasının henüz sonuçlanmadığı ve ceza yargılamasının sürmekte bulunduğu, ancak bu davaların açılması nedeniyle davalı yargıçların 20/09/2002 tarihli oturumda çekilme kararı verdikleri, dava konusu iddialarla ilgili olarak davacıların kendi şahıslarıyla ilgili iddialar yanında aynı davadaki başka sanıklar tarafından ileri sürülebilecek konuları da dava nedeni yaptıkları ve bu bağlamda aynı kamu davasıyla ilgili olarak hazırlık soruşturması sırasında ismi geçen bir çok kişiyi ve kamu davasında yargılanan bazı sanıkları ve o davada görev yapan avukatları tanık olarak dinlettikleri ve bir biçimde yargılamaya iştirak etmiş olan kişilerin tanık olarak anlatımlarının tümünün değil, davacının şahsıyla ilgili olan bölümünün bu davada değerlendirilmesi gerektiği, bu bağlamda yapılan değerlendirme sonucunda ve yukarıda açıklanan hususlar karşısında davalıların hukuka aykırı bir davranış veya işlemleri olmadığı gibi HUMK’nun 573. maddesinde sınırlı olarak sayılan sorumluluk koşul ve nedenlerinin de bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılarak davanın reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.” Gerekçeleriyle;

“HÜKÜM: Yukarıda yazılı bulunan gerekçelerle;

A) 2002/9383 Esas sayılı dosyada;

1- Davalılar N.A., I.G. ve Z.B.’nin davacı Y.B.’ye karşı varlığı iddia edilen eylem ve işlemlerinin HUMK’nun 573. maddesinde belirtilenlerden hiçbir ilkeye aykırılık oluşturmadığından davanın REDDİNE,

2- Aynı yasanın 576/1. maddesi gereğince her bir davalı için takdir edilen 500.000.000’ar TL.’den toplam 1.500.000.000 TL. manevi tazminatın davacı Y. B.’den alınarak davalılara verilmesine,

3- Ret kararının eklentisi olarak HUMK’nun 576/2. maddesi gereğince 111.400.000 TL. para cezasının davacı Yakup Balaman’ dan alınarak hazineye gelir kaydedilmesine,

4- Davacı Y. B. aleyhine hükmedilen tazminat miktarı için 81.000.000 TL. nispi ilam harcı ile davanın reddi dolayısıyla alınması gereken 10.100.000 TL. ret karar harcı olmak üzere toplam 91.100.000 TL. harçtan peşin alınan 40.500.000 TL.’nın mahsubu ile geri kalan 45.640.000 TL.’nın davacı Y. B.’den alınmasına,

5- Davalılar kendilerini vekille temsil ettirmiş olduklarından Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 800.000.000 TL. avukatlık ücretinin davacı Y.B.’den alınarak davalılara ödenmesine,

6- Davacı Y. B.’ dan tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

B)2002/10294 Esas sayılı dosyada;

1- Davalılar N. A., I. G. ve Z. B.’nin davacı H. H. M.’na karşı varlığı iddia edilen eylem ve işlemlerinin HUMK’nun 573. maddesinde belirtilenlerden hiçbir ilkeye aykırılık oluşturmadığından davanın REDDİNE,

2- Aynı yasanın 576/1. maddesi gereğince her bir davalı için takdir edilen 500.000.000’ar TL.’den toplam 1.500.000.000 TL. manevi tazminatın davacı H.H.M.’den alınarak davalılara verilmesine,

3- Ret kararının eklentisi olarak HUMK’nun 576/2. maddesi gereğince 111.400.000 TL. para cezasının davacı H. H. M.’den alınarak hazineye gelir kaydedilmesine,

4- Davacı H.H.M. aleyhine hükmedilen tazminat miktarı için 81.000.000 TL. nispi ilam harcı ile davanın reddi dolayısıyla alınması gereken 10.100.000 TL. ret karar harcı olmak üzere toplam 91.100.000 TL. harçtan peşin alınan 13.500.000 TL.’nın mahsubu ile geri kalan 77.600.000 TL.’nın liranın davacı H. H. M.’ den alınmasına,

5- Davalılar kendilerini vekille temsil ettirmiş olduklarından Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 800.000.000 TL. avukatlık ücretinin davacı H. H. M.’ den alınarak davalılara ödenmesine,

6- Davacı H. H. M.’ den tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

C) 2002/1 0521 Esas sayılı dosyada;

1- Davalılar N. A., I. G. ve Z. B.’nin davacı T. A.’ya karşı varlığı iddia edilen eylem ve işlemlerinin HUMK’nun 573. maddesinde belirtilenlerden hiçbir ilkeye aykırılık oluşturmadığından davanın REDDİNE,

2- Aynı yasanın 576/1. maddesi gereğince her bir davalı için takdir edilen 500.000.000’ar TL.’den toplam 1.500.000.000 TL. manevi tazminatın davacı Timur Ayan’dan alınarak davalılara verilmesine,

3- Ret kararının eklentisi olarak HUMK’nun 576/2. maddesi gereğince 111.400.000 TL. para cezasının davacı Timur Ayan’ dan alınarak hazineye gelir kaydedilmesine,

4- Davacı T. A. aleyhine hükmedilen tazminat miktarı için 81.000.000 TL. nispi ilam harcı ile davanın reddi dolayısıyla alınması gereken 10.100.000 TL. ret karar harcı olmak üzere toplam 91.100.000 TL. harçtan peşin alınan 10.125.000 TL. ‘nın lirasının mahsubu ile geri kalan 80.975.000 TL. ‘nın davacı T. A.’dan alınmasına,

5- Davalılar kendilerini vekille temsil ettirmiş olduklarından Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 800.000.000 TL. avukatlık ücretinin davacı T.A.’ dan alınarak davalılara ödenmesine,

6- Davacı T. A.’dan tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

D) 2002/1 0522 Esas sayılı dosyada;

1- Davalılar N. A., I. G. ve Z. B.’nin davacı A. M. B.’ye karşı varlığı iddia edilen eylem ve işlemlerinin HUMK’nun 573. maddesinde belirtilenlerden hiçbir ilkeye aykırılık oluşturmadığından davanın REDDİNE,

2- Aynı yasanın 576/1. maddesi gereğince her bir davalı için takdir edilen 500.000.000’ar TL.’den toplam 1.500.000.000 TL. manevi tazminatın davacı A.M.B.’den alınarak davalılara verilmesine,

3- Ret kararının eklentisi olarak HUMK’nun 576/2. maddesi gereğince 111.400.000 TL. para cezasının davacı A. M. B.’den alınarak hazineye gelir kaydedilmesine,

4- Davacı A. M. B. aleyhine hükmedilen tazminat miktarı için 81.000.000 TL. nispi ilam harcı ile davanın reddi dolayısıyla alınması gereken 10.100.000 TL ret karar harcı olmak üzere toplam 91.100.000 TL. harçtan peşin alınan 40.500.000 TL’nın mahsubu ile geri kalan 50.600.000 TL.’nın davacı A. M. B.’den alınmasına,

5- Davalılar kendilerini vekille temsil ettirmiş olduklarından Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 800.000.000 TL. avukatlık ücretinin davacı A.M.B.’den alınarak davalılara ödenmesine,

6- Davacı A. M. B.’den tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

E) 2003/1 Esas sayılı dosyada;

1- Davalılar N. A., I. G. ve Z. B.’nin davacı F. C. E.’ye karşı varlığı iddia edilen eylem ve işlemlerinin HUMK’nun 573, maddesinde belirtilenlerden hiçbir ilkeye aykırılık oluşturmadığından davanın REDDİNE,

2- Aynı yasanın 576/1. maddesi gereğince her bir davalı için takdir edilen 500.000.000’ar TL.’den toplam 1.500.000.000 TL. manevi tazminatın davacı F.C.E.’ den alınarak davalılara verilmesine,

3- Ret kararının eklentisi olarak HUMK’nun 576/2. maddesi gereğince 111.400.000 TL. para cezasının davacı F. C. E.’den alınarak hazineye gelir kaydedilmesine,

4- Davacı F. C. E.’ den aleyhine hükmedilen tazminat – miktarı için 81.000.000 TL. nispi ilam harcı ile davanın reddi dolayısıyla alınması gereken 10.100.000 TL. ret karar harcı olmak üzere toplam 91.100.000 TL. harcın peşin alınan 135.000.000 TL’den mahsubu ile bakiye 43.900.000 TL.’nın istek halinde davacı F. C. E.’den geri verilmesine,

5- Davalılar kendilerini vekille temsil ettirmiş olduklarından Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 800.000.000 TL. avukatlık ücretinin davacı F. C. E.’ den alınarak davalılara ödenmesine,

6- Davacı F. C. E. tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,..)

Dair oybirliği ile verilen 21.12.2004 gün ve 2002/9383-2004/14635 sayılı kararın temyiz edilmesi üzerine kararın süresinde temyiz edildiğinin anlaşılmasından ve dosyadaki tüm kağıtların okunmasından sonra gereği düşünüldü:

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Davacılar, hükmün duruşmalı olarak incelenmesini istemiş iseler de karar tarihinde her bir davacının davalarının değeri kanunda duruşma için öngörülen 10.000.000.000 TL.yi geçmediği anlaşıldığından, öncelikle duruşma istemlerinin reddi gerekir.

Diğer taraftan, Hukuk Genel Kurulu’nun çalışma düzeni gereği ağırlıklı işini oluşturan direnme kararlarının temyizinin “duruşmalı yapılması önceleri olanaklı iken, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 438/2 maddesinde 16.07.1981 gün ve 2494 Sayılı Kanunun 30. maddesi ile değişiklik yapılarak en az 43 kişi ile toplanabilen ve karar verebilen Kurulun çalışma düzenine duruşmanın uygun olmaması ve işlerin sürüncemede kalmaması amacıyla, direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı hükmü getirilmiştir.

Hakimlerin sorumluluğunu düzenleyen 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 573 ve devamı maddeleri gereği dairelerin ilk derece mahkemesi sıfatıyla karar verdiği ve temyiz incelemesini Hukuk Genel Kurulunun yaptığı bu işlerde duruşma yapılabileceği konusunda açık bir düzenleme yer almamaktadır. Bu davalar, karşı dava gerekmeksizin davalı lehine tazminatı ve para cezasını içeren kendine özgülüğü bulunan dava türleridir. Bu nitelikleri gereği ilgili bölümünde temyiz incelemelerinin duruşmalı yapılacağı konusunda bir düzenleme yer almadığı gibi Yargıtay Kanunu’nda da bu işlerin duruşmalı yapılacağı konusunda açık bir hükme yer verilmemiştir.

Şu durumda, Hukuk Genel Kurulunun ağırlıklı işini oluşturan direnme kararlarının dahi temyiz incelemelerinin açıklanan nedenlerle duruşmalı yapılamayacağı öngörülmüşken, diğer işlerinin duruşmalı yapılacağını kabule olanak verecek yasal bir düzenleme ve gereklilik bulunmadığı açıktır. Bu nedenle Hukuk Genel Kurulunun incelemesine tabi işlerde ayrık ve açık bir düzenleme olmadığı sürece duruşmalı inceleme yapılması olanaklı görülmemektedir.

Bu nedenle davacı tarafın duruşma isteğinin reddine oybirliği ile karar verildikten sonra işin esasının incelenmesine geçildi;

Dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir.

Sonuç: Davacıların temyiz itirazlarının reddi ile 4. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı harcın davacılardan alınmasına 06.07.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yazın

(required)

(gerekli)