Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2008/4-153 E., 2008/139 K.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2008/4-153 E.,2008/139 K.

İçtihat Özeti: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 369.maddesinde düzenlenen ev başkanının sorumluluğuna dair davalara aile mahkemeleri bakmakla görevlidir. 

İçtihat Metni :

Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Kemalpaşa Asliye 2. Hukuk Mahkemesi)’nce (Aile Mahkemesi sıfatıyla) görevsizliğe dair verilen 07.02.2007 gün ve 2005/214-2007/19 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesi’nin 21.06.2007 gün ve 2007/6255-8450 sayılı İlamı ile;

“Dava, haksız eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine ilişkindir. Mahkemece görevsizlik kararı verilmiş, karan davacı temyiz etmiştir.

Davacı idare, Aile Mahkemesi’nde açtığı bu dava ile, davalı küçük F…..’nın orman yangınına sebep olması nedeniyle uğranılan zararın velayeten ve ev başkanının sorumluluğu ilkeleri gereğince tahsilini istemiştir. Yerel mahkeme, davanın “aile hukuku” ile ilgili bulunmadığı gerekçesiyle Aile Mahkemesi tarafından görülemeyeceğinden, genel mahkemede bakılmak üzere görevsizlik kararı vermiştir.

“Ev başkanı”nın sorumluluğunun yasal dayanağı Türk Medeni Kanunu’nun 369. maddesinde bulunmaktadır. Bu madde yasanın ikinci kitabında yer alır. 4787 sayılı “Aile Mahkemesinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun”un 4. maddesinde; Türk Medeni Kanunu’nun ikinci kitabından doğan dava ve işlerin Aile Mahkemesinde çözümleneceği belirtilmektedir. Somut olay İtibariyle de, TMK’nın 369. maddesine uygulanması söz konusu olacağından, davanın Aile Mahkemesi’nde görülmesi gerekirken, yasal düzenlemeyi gözardı ederek görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı görüldüğünden kararın bozulması gerekmiştir.” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz Eden; Davacı vekili

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, küçüğün ve annesinin haksız eyleminden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olup, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 369. maddesine dayanılarak ev başkanı sıfatıyla küçüğün annesi ve babası aleyhine, kendi adlanna asaleten, küçük adına velayeten açılmıştır.

05.03.1991 doğumlu küçük F….. ve annesi F….., davacının iddiasına göre 24.03.2004 tarihinde Kemalpaşa Serisi, Damlacık Köyü, Sülüklü Dağ, 18 Nolu Bölme, Dalaklı mevkiinde 6 dönüm ağaçlandırma sahasının yanmasına neden olmuşlar; haklarında suç tutanağı düzenlenmiştir.

Anne F….. hakkında Kemalpaşa Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2004/200 esas sayılı dosyasında “küçük kızına orman alanı kenarında ateş yakıp yemek ve çay yapması talimatını vermek suretiyle tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu orman yangınına neden olmak” suçundan, küçük F….. hakkında da İzmir Üçüncü Çocuk Mahkemesi’nin 2004/1308 esas sayılı dosyasında “tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu orman yangınına neden olmak” suçundan kamu davaları açılmıştır.

Davacı İdare, “Aile Mahkemesi” sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açtığı eldeki dava ile de yangın nedeni ile uğradığı 1.882.780.000 TL fidan zararı, 1.159.200.000 TL ağaçlandırma masrafı, 259.312.880 TL yangın söndürme masrafı olmak üzere toplam 3.301.292.880 TL (3.301,30 YTL) idare zararının tazminini İstemiş; husumeti Türk Medeni Kanunu’nun 369. maddesi gereğince ev başkanının sorumluluğu ilkelerine dayanarak küçüğe velayeten ve kendi adlarına asaleten anne ve babaya yöneltmiştir.

Davalı taraf, yanan yerin orman ve ağaçlandırma sahası olmadığını, makilik alan olduğunu savunmuş, davanın reddini istemiştir.

Aile Mahkemesi sıfatıyla davaya bakan Asliye Hukuk Mahkemesi’nce, önce ceza davalarının sonuçlan beklenmiş; daha sonra davaya Aile Mahkemesi sıfatıyla bakılamayacağı, değere göre Sulh Hukuk Mahkemesi’nin görevli olduğu belirtilerek görevsizlik kararıyla dosyanın Kemalpaşa Sulh Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiş; kararı davacı idare vekili temyiz etmiştir.

Özel Daire’ce karar; “Ev başkanının sorumluluğunun yasal dayanağı Türk Medeni Kanunu’nun 369. maddesinde bulunmaktadır. Bu madde Yasa’nın ikinci kitabında yer alır. 4787 sayılı Aile Mahkemesi’nin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesinde; Türk Medeni Kanunu’nun ikinci kitabından doğan dava ve işlerin Aile Mahkemesi’nde çözümleneceği belirtilmektedir. Somut olay itibariyle de TMK’nın 369. maddesine uygulanması söz konusu olacağından, davanın Aile Mahkemesi’nde görülmesi gerekirken, yasal düzenlemeyi gözardı ederek görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı görüldüğünden kararın bozulması gerekmiştir.” gerekçesiyle oybirliği ile bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hükmü temyize davacı idare vekili getirmektedir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; uyuşmazlığın niteliğine göre mahkemenin görevi noktasında olup; davaya bakmaya görevli mahkemenin Aile Mahkemesi mi, yoksa değer ölçütüne göre Sulh Hukuk Mahkemesi mi olduğunun çözümü gerekmektedir.

Dava “Ev başkanının sorumluluğu”™ dayanılarak açılmış olup, bu sorumluluğun dayanağını teşkil eden yasal düzenleme 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Aile Hukuku’na ilişkin ikinci kitabında yer almaktadır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Sorumluluk” başlığını taşıyan 369. maddesinde aynen;

“Ev başkanı, ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan  kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur.

Ev başkanı, ev halkından akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanların kendilerini ya da başkalarını tehlikeye veya zarara düşürmemeleri için gerekli Önlemleri almakla yükümlüdür.

Zorunluluk halinde gerekli önlemlerin alınmasını yetkili makamdan ister.”

Hükmünü içermektedir.

Maddenin gerekçesinde ise;

“Yürürlükteki Kanun’un 320. maddesini karşılayan ve İsviçre Medeni Kanunu’nun 333. maddesiyle onu örnek alan 1984 tarihli Öntasarı’nın 301. maddesinden kısmen değiştirilmek suretiyle alınan bu maddede, ev başkanının ev halkından olan küçük, kısıtlı, akıl hastası ya da akıl zayıfı olan kişilerin başkalarına verdikleri zararlardan dolayı sorumluluğu düzenlenmektedir. Madde, ev başkanının sorumluluktan kurtulması için ona “durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini” kanıtlama olanağını da tanımaktadır. Böylece, ev başkanının sorumluluğu ile Borçlar Kanunu 55 ve 56. maddelerinde düzenlenen sorumluluklar arasında da bir uyum sağlanmış olmaktadır.”

Denilmektedir.

Görüldüğü üzere, ev başkanı, ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur.

Maddenin açık ifadesinden de anlaşıldığı gibi, üçüncü kişilere verdikleri zararla ev başkanını sorumluluk altına sokanlar; küçük, kısıtlı ve akıl hastalığı veya akıl zayıflığı olan kimselerdir. Eş söyleyişle, ev başkanının MK 369/1’den doğan bu sorumluluğu, her şeyden önce şahıs itibariyle sınırlı olup, sadece ve kısıtlıların haksız davranışları ile başkalarına verdikleri zararlardan sorumludur.

Hemen belirtmelidir ki, bu düzenleme hukuk sistemimiz içinde başkasının eyleminden sorumluluğu düzenleyen ayrık hükümlerden birisidir.

Hukuk düzeni, ev başkanını koruyucu ve güvenilir kişi; küçükleri, kısıtlıları, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanları da korunmaya ve gözetime muhtaç kimseler olarak kabul etmiş, söz konusu istisnai düzenlemeye de Aile Hukuku’na ilişkin hükümler arasında özel olarak yer vermiştir. Zira, ev başkanlığı, aile halinde birlikte yaşayanların idare edilmesine, öncelikle aile üyeleri arasında bir düzenin kurulmasına, bunların yararına olarak birliğin korunmasına hizmet eder. Bununla beraber ev başkanlığı kurumuyla güdülen asıl amaç, gözetime muhtaç aile üyelerine karşı zarara uğramış olan üçüncü kişileri de korumaktır. Yani ev başkanlığı yalnız yetkiler veren bir kurum olmayıp, aynı zamanda görev ve sorumluluklar da yükleyen bir kurumdur.

Bu nedenledir ki, ev başkanı özen ve gözetim görevini yerine getirmemesinden dolayı üçüncü kişilerin uğradığı zararı tazminle sorumludur ve bu sorumluluk hukuksal nitelikçe kusursuz sorumluluktur. Dolayısıyla, ev başkanının bu sorumluluktan kurtulabilmesi ancak, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle küçüğü gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmesi ile mümkündür.

Tüm bu açıklamalar göstermektedir ki, ev başkanının sorumluluğu yasal dayanağını Türk Medeni Kanunu’nun Aile Hukuku’nu düzenleyen ikinci kitabında yer alan 369. maddeden almakta; aynı zamanda hukuksal nitelikçe de Aile Hukuku hükümleriyle sıkı sıkıya bağlantılı bulunmaktadır.

Sorumluluğun kaynağı böylece ortaya konulduktan sonra, yargılama yöntemi ve dolayısıyla da göreve ilişkin düzenlemeler irdelenmelidir.

Aile Mahkemelerinin kuruluşu, görevi ve yargılama usulleri; 4787 sayılı “Aile Mahkemesi’nin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun” ile düzenlenmiş ve Kanun’un 1. maddesinde “Amaç ve Kapsam” başlığı altında;

“Bu Kanunun amacı. Aile Mahkemelerinin kuruluş, görev ve yargılama usullerini düzenlemektir.
 
Bu Kanun, Aile Hukuku’ndan doğan dava ve işleri görmek üzere kurulan Aile Mahkemelerine dair hükümleri kapsar.”

Hükmüne;

Yine 4. maddesinde de “Aile Mahkemelerinin Görevleri” başlığı altında;

“Aile Mahkemeleri, aşağıdaki dava ve işleri görürler:

1-22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (Ek ibare: 14.04.2004-5133 S.K. 2. madde) Üçüncü Kısım hariç olmak üzere İkinci Kitabı İle 03.12.2001 tarihli ve 4722 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a göre Aile Hukuku’ndan doğan dava ve işler,

2-20.05.1982 tarihli ve 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’a göre Aile Hukuku’na İlişkin yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizi,

3-Kanunlarla verilen diğer görevler.”

Düzenlemesine yer verilmiştir.

Maddede hariç tutulan Üçüncü Kısım ise, Kanun’un 396 İla 494. maddelerini içermektedir.

Diğer taraftan, 4722 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun hükümleri arasında 4721 sayılı Kanun’un 369. maddesine dayalı davaların Aile Mahkemelerinde görülmesini ve yukarıda agklanan yasal hükümlerin uygulanmasını engelleyen ayrık bir düzenleme de bulunmamaktadır.

Hal böyle olunca; 4721 sayılı Kanun’un 369. maddesi, Kanun’un ikinci kitabının İkinci kısmında yer almakla, bu maddeye dayalı Aile Hukuku’ndan doğan uyuşmazlıkların çözümü de “Aile Mahkemelerinin görev alanına girmektedir.

Nitekim, eldeki dava da 4721 sayılı Kanun’un 369. maddesine dayalı olup. Aile Mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açılmıştır.

O halde, mahkemece işin esasına girilerek uyuşmazlığın karara bağlanması gerekirken, yasal olmayan gerekçelerle görevsizlik karan verilmesi ve aynı ilkelere işaret eden bozma kararına uyulmayarak önceki kararda dire-nilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’nın 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 20.02.2008 gününde, oybirliği İle karar verildi.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yazın

(required)

(gerekli)