Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 1987/12-606 E., 1998/257 K.

T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
T:24.2.1988, E:1987/12-606, K:1988/257

İçtihat konusu: Sıra cetveline itiraz

DAVA: Taraflar arasındaki “şikayet” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara İcra Hakimliğince şikayetin kabulüne dair verilen 17.7.1985 gün ve 1151-1151 sayılı kararın incelenmesi davalılardan iflas idaresi tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 3.6.1986 gün ve 1985/11971-1986/6664 sayılı ilamı ile; ( … İflas idaresinin işlemlerine karşı şikayet yoluna başvurulabilir. Ancak, yasanın çözümünü mahkemeye bıraktığı hususlarda bu yolla sonuç almak mümkün değildir. ( Bkz : İcra ve İflas Kanununun 227 ve 16. maddeleri ) zira, İİK’nun 16. maddesinde de açıklandığı üzere “Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar”a ilişkin işlemler, İcra Tetkik Merciilerinin şikayetle ilgili görevleri dışındadır.

Müştekiler vekilleri 3.6.1985 tarihli dilekçeleriyle icra tetkik merciine başvurarak, “Müflis T.Enerji San.Tic.A.Ş.” iflas idaresinin 28.6.1985 gün ve 1985/143 sayılı kararının iptal edilmesini istemişlerdir. İflas idaresinin bu kararı “özetle müflis şirketten alacaklı” ST-FA A.Ş’nin sıra cetvelinin 706 sıra numarasında kayıtlı olup, halen İİK.’nun 235. maddesi hükmü anlamında silinmemiş durumdaki 5.833.434.666 TL’lık alacağının kayıtlı haliyle sıra cetvelinde kalmasına” ilişkindir.

Şikayetin amacı sıra cetvelinde yer alan alacağın cetvelden çıkarılmasına, yasal deyimi ile terkinine yöneliktir. Bu amacı sağlayacak hak arama yolu İİK’nun 235. maddesiyle düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, “sıra cetveline itiraz edenler, cetvelin verilmesinin ilanından yedi gün içinde iflasa karar veren mahkemeye müracaatla dava açmaya mecburdurlar”.

Başkasının kabul edilen alacağının terkini davasının da bu tür davalardan olduğu ve özelliği maddenin 2. ve 3. fıkralarında belirtilmiştir. Şikayete konu alacağın, daha önce, İİK.’nun 223/2. maddesine göre iflas dairesinin itirazına uğramış ve tetkik merciinin bu itirazı, iflas idaresini tahkik ve incelemeye yönlendirir biçimde karara bağlamış olması, yukarıda açıklanan yöntemsel durumu etkilemez ve değiştirmez.
Açıklanan bu durum karşısında yasayla belli bir dava yolu ile aranabilecek bir hakka ilişkin istemin, görevi dışında kaldığı için tetkik merciince çözümlenemeyeceği ve bu nedenle reddi gerektiği düşünülmeden, şikayetin kabul ile yazılı biçimde karar verilmesi isabetsizdir… ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda ; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının sonuç itibariyle göreve taalluk ettiğinden temyiz kabiliyeti olduğu oyçokluğuyla benimsendikten ve süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan, dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü :

KARAR : Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 24.2.1988 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI
İflas İdaresinin sıra cetvelinin 706 sırasına aldığı alacağın 5 milyar 833 milyon 434 bin TL kesin bir belgeye dayanmadığını ve bu itibarla kaydının iptali ) dileği ile, İflas Dairesi tarafından mercie vaki başvuru, merciin 10.4.1985 tarihli kararı ile; “gerekli araştırma yapılmaksızın masa zararına olan bu kayda ilişkin şikayetin kabulüne KESİN olarak” sonuçlandırılmıştır. Bu karara karşı iflas idaresi temyiz dilekçesi vermiş ise de, merci bu isteği de kesinlik nedeni ile reddetmiştir.

Gerçekten, 10.4.1985 tarihli merci kararının temyiz kabiliyeti yoktur. Zira, İİKnun 223. maddesi uyarınca iflas idaresini murakebe etmekle görevli olan İflas Dairesi, İİKnun 223/1. maddesinde yazılı itiraz hakkını kullanmıştır. Bu maddenin ilgili bölümü aynen şöyledir ; “İdarece kabul edilen alacaklara.. dair kararların kanuna ve hadiseye uygun görmediklerine karşı yedi gün içinde tetkik merciine müracaatla itiraz etmek” Yasanın sistemine göre, İflas İdaresi sıra cetvelini hazırladıktan sonra bunu İflas Dairesine verir ve alacaklıları ilanla haberdar eder ( İİK. 234/1 ).
Alacaklılar isterlerse, İİKnun 235. maddesine göre dava ya da şikayet yoluna gidebilir. İflas Dairesinin ise İİKnun 235. maddesine giren biçimde dava ya da şikayet hakkı bulunmamaktadır. Bu gayet yerinde bir düzenlemedir. Çünkü, iflas dairesi, sıra cetvelinin İİKnun 234. maddesi gereği kendisine tevdi edildiği tarihten itibaren yedi gün içinde herhangi bir alacağın kaydının kanuna ve hadiseye uygun düşmediğinden bahisle İİKnun 223/1e göre, merci nezdinde itiraz hakkına sahiptir. Olayda, bu hak ve yetki kullanılmıştır. İİK 223/1. maddesi, masrafsız, kısa, basit bir usul dairesinde işin başında çözümlenmesi amacını gütmüştür. Bu şekilde oluşacak sıra cetveline karşı alacaklıların İİK 235. maddesi gereği dava ya da şikayet hakları tanındığından İİK 223/1`e göre verilmiş merci kararı kesin nitelikte sayılmıştır. Kesin olduğu, İİK 363. maddesinde yer almamasından, 2494 sayılı Kanunun getirdiği değişiklikle sadece İİK 223/2. maddesinin temyizi kabil hale getirilmesinden de anlaşılmaktadır.

Aksi düşünceyi benimseyen çoğunluk görüşü sisteme, Yasaya tamamen aykırı düşmektedir. İİKnun 235 ve 223. maddeleri karıştırılmıştır. İİKnun 223. maddesi fiilen uygulanmaz hale getirilmiş ve fiilen ilga edilmiştir.

Olayda merciin 10.4.1985 tarihli kesin kararına iflas idaresi uymuştur. Bu konuda bir takım araştırmalara girmiş ve kararlar almış olmasına rağmen, bunları merci emri doğrultusunda ikmal etmeksizin, bilahare bu işlemlerinden vazgeçerek ( adı geçen şirket alacağının cetvelde kalmasına, cetvelin değiştirilmesine yer olmadığına ) dair 28.6.1985 tarih, 143 sayılı kararı vermiştir ki, iki alacaklı bu hali merci önüne getirmiştir. 17.7.1985 tarihli merci kararı ise; “İflas İdaresi kesin karar gereğini yerine getirmemiştir. Kesin karara ve masa menfaatine aykırı yetki dışı bu kararın iptaline” dairdir. Bu kararı iflas idaresi temyiz etmiş, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi oyçokluğuyla bozmuş, merci evvelki kararında direnmiş, bu son karar dahi iflas idaresince temyiz edilmiştir.

Yukarıda temas olunduğu üzere, Direnme Kararının dahi temyiz kabiliyeti yoktur. HGK ve Daire, merci kararının göreve ilişkin yönü ile temyiz edilebilir nitelikte, bulunduğunu benimsemiştir. Yani İİK 363/2 bendine girdiği müzakerede savunulan görüşte budur. Bu maddenin 2. bendine dayanılmak suretiyle temyiz yolu açıktır” denilmiştir.

Halbuki varılan bu sonuç, maddenin lafzına ve ruhuna tamamen aykırıdır. İİK 363. maddesi merci kararlarının muhtevasına göre yapılmış bir sıralama ve düzenlemedir. İİK 363/2de kasdedilen “merciin göreve veya ytkisizliğe” ilişkin verdiği karardır. Yoksa Yargıtayın bozma kararı muhtevası ne olursa olsun İİK 363. maddesinde nazara alınmış değildir. Olayda, madde metnine uygun düşecek biçimde, görevle ilgili bir istek ve merci kararı yoktur. İflas idaresinin, kesinleşmiş merci kararına uymadığı konusu ele alınmıştır ki,bunun hal mercii de cidden mahkeme değil mercidir. Hatta, görevle ilgili bir bozma da yoktur. Daire çoğunluğu İİK. 235`den bahisle şikayetin reddine karar verilmesi gerektiğine işaret etmiştir. Eğer bozmaya uyulsa idi, merci, görevsizlik kararı verecek değildi. O halde, gerek Dairenin gerekse HGK kararında İİK 363/2. maddesine dayanılmasının Yasaya uygun bulunmadığı kanısındayım.

Kaldı ki, temyiz yoluna gidecek tarafın bu yolu seçmesinde, hukuki menfaati bulunması lazımdır. İİK 226/1. maddesi gereği masa menfaatini gözetmek zorunda olan iflas idaresinin merci kararına uyması gerekir idi. Temeli belli olmayan milyarlarca liranın masaya kaydı hiçbir zaman masa menfaatine değildir. Reddedilen alacaklının İİK 235. maddesine göre dava açması ve hatta bu davayı kazanması halinde dahi ( ki bu olayda muhaldir ) maktu 6.500 TL ücreti vekalet ve maktu harç ödenecektir. ( Dairenin oturmuş içtihadı böyledir ).

İflas idaresinin, anılan merci kararını temyize hak ve yetkisi yoktur. İİK 226. maddesi uyarınca, masanın menfaatini gözetmekle mükellef iflas idaresi, iflas dairesinin murakabesi altında görev yapar. İİK 227/2`ye göre, iflas idaresinin de üstü olup, her iki müessese üzerinde gözetim hakkına sahiptir. Merciin bu hak ve yetkisini kullanarak verdiği ( kesin olduğu açık ) bu kararlara karşı iflas idaresi itiraz edemeyeceği gibi, temyiz hakkına da sahip değildir. Aynen uymak yükümlülüğü altındadır. Aksi düşünce, sistemdeki hiyerarşiye, masanın menfaatine ters düşer. Merci karar ve emrine uyulmaması, savsaklamak, infazını geciktirmek gibi sayısız mahzurlara yol açar. Halbuki merci, iflas idaresini, bu kesin karara uymadığı için görevden dahi alabilir. ( İİK. 227/2 ).

Olayın, belirtildiği üzere, İİK. 16. maddesi ile dayanağı yoktur. Zira bu dayandıkları madde genel bir kuraldır. Halbuki, daha özel nitelikteki İİK 223. maddesinin uygulanması, bu maddeye göre verilmiş merci kararına karşı iflas idaresinin direnmesi bahis konusudur. Kaldı ki, bu madde metninde şikayetten değil itirazdan bahsedilmektedir.

Öğreti dahi Daire ve HGK kararı ile aksi istikamettedir. ( İflas idaresinin sıra cetvelini düzenlerken kurallara aykırı hareket ettiği iddiası var ise, bu halde sıra cetveline karşı başvurulacak yol şikayet yoludur. İFLAS İDARESİNİN UYMAK VE RESEN YAPMAK ZORUNDA OLDUĞU… bu hususlardan ötürü mercie başvurulabileceği, hatta sıra cetvelindeki bu düzenleme noksanlıklarına karşı alacaklıların hatta müflisin şikayete hakkı olduğu belirtilmiştir. ( Prof.Dr. B.KURU, İflas ve Konkordato Hukuku, Cilt 2, Sh. 306-307 ).

Evvelki ve sonraki merci kararları kesindir, temyiz kabiliyeti yoktur. O halde esasa girilmeksizin iflas idaresinin temyiz dilekçesinin reddine karar verilmeli idi.
Temyizi kabul olduğu benimsense dahi, iflas idaresinin uyması gereken merci kararını temyize hakkı bulunmadığı gibi, bu yola gitmesinde masa menfaatine aykırı bir davranış içine girilmiştir. İstek bu sebepten dahi incelenemez, reddi gerekir idi.

Temyiz edilen kararın niteliği, temyiz edenin sıfatı açısından, red kararı verilmeli ve esas incelenmemeli idi. Kesin nitelikteki önceki merci kararı ortadan kaldırılmadıkça, onun aksine karar alınması mümkün değildir. Yasaya uygunluk ve hukukta istikrar fikri başka türlü düşünmeye müsait olmasa gerektir. Merciin direnme kararının esası da tamamen hukukidir. İİK`nu ve olaya uygundur.
Yukarıda açıkladığım sebeplerden ötürü, çoğunluğun vardığı sonuca karşıyım. Temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi oyundayım.

Üye
Y. Semih ÖKTEMER

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yazın

(required)

(gerekli)