Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 1995/8737 E., 1995/11789 K.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 1995/8737 E., 1995/11789 K.

İÇTİHAT ÖZETİ : “Muris muvazaası”; gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını
devretmek isteyen miras bırakanın, mirasçısını miras hakkından yoksun
bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu
taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede, iradesini satış veya ölünceye
kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmesidir.
Görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradesini yansıtmadığından, gizli
bağış sözleşmesi ise yasal şekil şartlarını taşımadığından bu tür sözleşmeler
geçersizdir.

İçtihat metni:

Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan tapu iptali-tescil davasının yapılan
yargılamasında, mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın bir kısım
davalılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istemli temyiz
edilmekle; dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

Dava, Borçlar Yasasının 18.maddesinden kaynaklanan muvazaa hukuksal nedenine
dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir. Uygulamada ve öğretide “muris
muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi
(mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada, miras bırakan
gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir.
Ancak, mirascısını miras hakkından yoksun bırakmak için, esas amacını
gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı
resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi
doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarih, 1/2 sayılı
İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere, görünürdeki sözleşme
tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de MK.nun
634, BY.nın 213 ve Tapulama Yasasının 26.maddelerinde öngörülen şekil
koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın
miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak, resmi sözleşmenin muvazaa
nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu
kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki, bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir
çözüme ulaştırılabilmesi davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir
söyleşiyle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer
bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve
gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması
genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında
birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun
için ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların
olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir
nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış
bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile
miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında
zorunluluk vardır.

Somut olaya gelince;

Davacıların murisin oğlu ve kızı; davalıların ise, iki oğlu torunu ve gelini
oldukları, murisin 402-1439-1345-1341-1339 parsel sayılı taşınmazlarını
değişik tarihlerde davalılara satış suretiyle temlik ettiği tartışmasızdır.
Davalılar, murisin sağlığında davacılara da, taşınmazlar verdiğini, mallarını
taksim ettiğini savunmuşlardır. Bu durumda murisin mallarını çocukları
arasında taksim etmeyi amaçlayıp amaçlamadığının açıklığa kavuşturulmasında
zorunluluk vardır.

Hal böyle olunca, savunmada sözü edilen ve davacılara verildiği iddia edilen
taşınmazların tapu kayıtlarının tüm tedavülleriyle getirtilmesi miras bırakan
tarafından mı verildiğinin belirlenmesi, gerekçede zikredilen
1992/244-1994/274 sayılı dosya ile savunmada bildirilen 1993/283-1995/91
sayılı dosyaların getirtilmesi, tüm delillerin birlikte değerlendirilerek
murisin paylaştırmayı amaçlayıp amaçlamadığının saptanması ve sonucuna göre
bir hüküm kurulması gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı
biçimde davanın kabul edilmesi doğru değildir.

Davalıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan
nedenlerden ötürü, HUMK.nun 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), peşin
alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 16.5.1995 tarihinde yürürlüğe
giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden
vekili için 6.000.000 lira duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden
alınmasına, 19.9.1995 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yazın

(required)

(gerekli)