Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2007/19-50 E., 2007/50 K.

T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

E. 2007/19-50

K. 2007/50

T. 7.2.2007

• İTİRAZIN İPTALİ ( Banka Kredi Kartı Borcundan Kaynaklanması ve Davacının Banka Olması Nedeniyle Görevli Mahkemenin Genel Mahkemeler Olduğu )

• BANKA KREDİ KARTI BORCUNDAN KAYNAKLANAN DAVA ( İtirazın İptali – Davacının Banka Olması Nedeniyle Görevli Mahkemenin Genel Mahkemeler Olduğu )

İçtihat ÖZETİ : Dava, 2004 sayılı İcra ve iflas Kanunu’nun 67. maddesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir. Dava konusu uyuşmazlık banka kredi kartı borcundan kaynaklanmaktadır. Davacının banka olması nedeniyle 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun 44. maddesi dikkate alındığında görevli mahkeme açıkça Genel Mahkemelerdir.
Dava değerine göre davaya bakma görevi Asliye Hukuk Mahkemesinin ise de bu mahkeme ile arasında işbölümü ilişkisi bulunan Asliye Ticaret Mahkemesine usulünce yapılmış işbölümü itirazı da bulunmamakla davaya Asliye Ticaret Mahkemesince bakılmaya devam olunmalıdır.
DAVA : Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Adana Asliye 2.Ticaret Mahkemesince dava dilekçesinin görev nedeniyle reddine dair verilen 28.02.2006 gün ve 2005/378-2006/61 sayılı kararın incelenmesi Davacı/alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 28.06.2006 gün ve 4898-7064 sayılı ilamı ile;
( … Davacı vekili, müvekkili banka ile davadışı Sabit Zile arasında akdedilen kredi sözleşmesinde davalının da kefil olarak yer aldığını, kredi borcunun ödenmemesi nedeniyle aleyhlerine başlanılan takibe davalı borçlunun itirazı sonucu takibin durduğunu belirterek itirazın iptali, takibin devamı ve %40 oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, akdedilen kredi sözleşmesinin tüketici kredisi olduğunu bildirerek mahkemenin görevli bulunmadığını savunmuştur.
Mahkemece; davalı yanın tüketici sıfatına sahip olduğu gerekçesiyle uyuşmazlığın çözüm yerinin Adana Tüketici Mahkemesi olduğu belirtilerek dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacı yanca temyiz edilmiştir.
Dava konusu uyuşmazlık banka kredi kartı borcundan kaynaklanmaktadır.
Temyiz aşamasında 01.03.2006 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanununun 44. maddesinde “Bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili uyuşmazlıklarda kart hamilinin tüketici olması halinde 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 22. ve 23. maddesi hükümlerinin kart çıkaran kuruluşlar tarafından kart hamilleri aleyhine açılacak davalarda 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her safhasında res’en dikkate alınması gerekir. Görev kurallarının kamu düzenine ilişkin olmasının bir başka sonucu da görev konusunda taraflar için bir müktesep hakkın doğmayacağı ilkesidir. Nitekim 4.2.1959 tarihli ve 13/5 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında bu ilke çok açık ve kesin biçimde vurgulanmıştır. Bu nedenledir ki, sonradan çıkan bir kanunla kabul edilen görev kuralı geçmişe etkili bir biçimde uygulanır ve davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme yeni bir kanunla görevsiz hale gelmiş ise görevsizlik kararı verilmesi zorunludur.
Somut olayda davacının sıfatına göre, davanın genel mahkemede görülmesi gerektiğinden 5464 Sayılı Yasanın 44. maddesi uyarınca görevsizlik kararı verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir… ),
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Dava, 2004 sayılı İcra ve iflas Kanunu’nun 67. maddesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı/alacaklı banka ile dava dışı borçlu Sabit Z.arasında 10.06.2002 tarihinde düzenlenen kredili mevduat hesabı ( KMH ) sözleşmesinde davalı/borçlu Seyfi A.’nın garantör sıfatıyla imzası bulunmaktadır.
Adana 7.İcra Müdürlüğünün 2005/5425 sayılı takip dosyasında davacı/alacaklı banka asıl borçlu Sabit Z., garantör sıfatıyla imzası bulunan Seyfi A. ve Haydar Z. Aleyhine 23.06.2005 tarihinde ilamsız takibe girişerek 11.692.60 YTL asıl alacak 608.98 YIL işlemiş yıllık %75 faiz-13.06.2005 t.den itibaren- 30.45 YTL ®5.00 BSMV olmak üzere toplam 12.332.03 YTL alacak için takibe girişmiş; ödeme emri asıl borçlu ve diğer garantör Sabit Z. İle Haydar Z.’ye tebliğ edilememiş; garantör sıfatıyla sözleşmede imzası bulunan borçlu Seyfi A.’ya ise 04.07.2005 tarihinde bizzat tebliğ olunmuştur.
Seyfi A. vekili vasıtasıyla 06.07.2005 tarihinde itiraz ederek; takip ile ilgili borca itiraz etmiş; müvekkilinin alacaklı olduğunu iddia eden bankaya böyle bir borcunun olmadığını, ilgili kurumca Adana 3. Noterliğinden gönderilen 20.05.2005 tarihli ihtarnameye verdikleri cevapta borca dayanak gösterilen kredili mevduat hesabı sözleşmesinin müvekkilini taraf yapacak yasal şartları içermediğini, sözleşmedeki tarih, limit ve faiz oranının sonradan doldurulduğunu, hukuka aykırı hile ve haksız biçimde müvekkilinden tahsil imkanı sağlamak için böyle bir yönteme başvurulduğunu, 4077 sayılı Yasaya aykırı davranıldığını, açıkça bildirmelerine karşın bankaca müvekkili aleyhine takip başlatıldığını, borca dayanak gösterilen sözleşmenin BK.nun ilgili maddeleri ve ruhuna aykırı olduğunu, yasaya uygun şekilde düzenlenmiş bir sözleşme olmadığını, müvekkilinin sadece ll. sayfada tek bir imzası olup, diğer sayfalarda imzasının olmadığını, sözleşmenin limit ve tarih yazılan sayfasında müvekkilinin imzası olmadığını, imzası olmayan bu bölümlerden müvekkilinin sorumlu olmayacağını, takibin usul ve yasaya aykırı olduğunu, aleyhe yapılan takibin borçlu olmadıkları için ve borca itiraz ettiklerinden durdurulmasını istemiştir. İtiraz üzerine bu borçlu hakkındaki takibin durdurulmasına 06.07.2005 tarihinde karar verilmiş; 13.07.2005 tarihinde de aynı yönde karar oluşturulmuştur. Takip diğer borçlular yönünden devam etmektedir.
Takip dayanağı Kredili Mevduat Hesabı ( KMH ) Sözleşmesinde ilk sahifede 10.06.2002 tarihi ve 30030 hesap no, 20503677 müşteri no, 13.000.000.000 TL limit yazılı olup, İskarpine kaşesi ile üç adet imza, 10 sahifede müşteri Sabit Z. adres ve telefonları, ll. sahifede de davalı Seyfi A. ismi ve iki adet imza- ki adres bilgileri boş bırakılmış başkaca bilgi yoktur- ve garantör Haydar Z. adres, telefon ve imzaları ile yine aynı şirket -İskarpino kaşesi- ile bankanın onayı bulunmaktadır.
Davacı/alacaklı banka eldeki davayı 15.11.2005 tarihinde açarak itirazın iptali ile icra inkar tazminatı isteminde bulunmuştur. Açıklamalarında kullanılan kredinin şirket borçları için alındığı, ticari kredi olduğu, bireysel kredi olmadığı iddiasına dayanmış; davada 4077 sayılı kanunun uygulama yeri olmadığını bildirmiştir.
Davalı/takip borçlusu garantör Seyfi A. ise vekili vasıtasıyla verdiği cevapla sözleşmenin 4077 sayılı Kanun hükümlerine aykırı olduğunu, mahkemenin görevsiz olup, Tüketici Mahkemesinin görevli olması nedeniyle görevsizlikle dosyanın Tüketici Mahkemesine gönderilmesini ve davanın reddi ile iyiniyetli olmayan alacaklı bankanın %40’tan aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesini savunmuştur.
Mahkemece taraf delilleri toplanarak, taraf beyanları da alınmış ve heyetçe davanın Tüketici Mahkemesinde görülmesi gerektiğine işaretle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiştir.
Davacı alacaklı banka vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece ilk karar tarihinden sonra yürürlüğe giren 5464 sayılı Kanunun 44. maddesi ile yürürlükteki 4077 sayılı Kanunun 22 ve 23. maddeleri hükümleri de nazara alınarak bozulmuş; bozma ilamında davanın tüketici mahkemesi görevine girmediği, davacının alacaklı banka olduğu ve davacının bu sıfatına göre davanın genel mahkemede görülmesi gerektiğine işaret edilerek Ticaret Mahkemesince görevsizlik kararı verilmesi için karar bozulmuş; davacı alacaklı banka vekili bozmaya uyulmasını istemiş; davalı takip borçlusu vekili takdiri mahkemeye bırakmıştır.
Mahkemece, ilk karardan sonra yürürlüğe giren 5464 sayılı Kanun hükümleri de değerlendirilerek süresinde yapılmış iş bölümü itirazı bulunmadığından genel mahkemeye gönderilmek üzere görevsizlik kararı verilmesi olanağının da kalmadığı vurgulanarak önceki kararda direnilmiştir.
Hükmü temyize Davacı alacaklı banka vekili getirmektedir.
Böylece somut olaydaki uyuşmazlığın çözümünde ilk karardan sonra, bozmadan önce yürürlüğe giren 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun 44. maddesinin nazara alınması gereği ve genel mahkemelerin kural olarak görevli olduğu hususu Özel Daire ve mahkeme arasında uyuşmazlık konusu değildir.
Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık; mahkemenin direnme biçimine göre, Ticaret Mahkemesinin işbölümü itirazı yapılmadığı halde görevsizlikle dosyayı görevli bulunan genel mahkeme olan asliye hukuk mahkemesine gönderme yönünde karar verip veremeyeceği noktasında toplanmaktadır.
İlkin belirtilmelidir ki, eldeki davaya Tüketici Mahkemesince bakılamayacağında kuşku bulunmadığı gibi bu husus uyuşmazlık konusu da değildir. Mahkeme ve Özel Dairenin de kabulünde olduğu üzere uyuşmazlığın banka kredi kartı borcundan kaynaklanması halinde dahi davacının banka olması nedeniyle 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun 44. maddesi dikkate alındığında görevli mahkeme açıkça Genel Mahkemelerdir.
Ticaret Mahkemesi ile Genel Mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesi arasındaki ilişki ise işbölümü ilişkisi olup, usulünce yapılmış bir işbölümü itirazı bulunmamakta bu nedenle eldeki davaya Ticaret Mahkemesince bakılması gerekmektedir.
Bu nedenledir ki, mahkemece direnme kararının gerekçesinde de davacısı banka olan eldeki davada açıkça tüketici mahkemelerinin değil genel mahkemelerin davaya bakma görevinin bulunduğunun kabul edilmesine karşın bununla çelişki oluşturacak biçimde davaya bakma görevinin Tüketici Mahkemesine ait olduğundan bahisle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bozma ilamının “Somut olayda” ifadesiyle başlayan son cümlesinin davacının sıfatına göre, davanın genel mahkemede görülmesi gereğine işaret eden saptaması yerinde ise de “5464 sayılı yasanın 44. maddesi uyarınca görevsizlik kararı verilmek üzere hükmün bozulması” şeklindeki ifadesi sehve dayalı olup bozma metninden çıkarılmıştır.
Sonuç olarak; davacının sıfatına ve sözleşmenin niteliğine göre davaya bakma görevi Tüketici Mahkemesine ait olmayıp, genel mahkemelere aittir. Dava değerine göre davaya bakma görevi Asliye Hukuk Mahkemesinin ise de bu mahkeme ile arasında işbölümü ilişkisi bulunan Asliye Ticaret Mahkemesine usulünce yapılmış işbölümü itirazı da bulunmamakla davaya Asliye Ticaret Mahkemesince bakılmaya devam olunmalıdır.
Yukarıda açıklanan tüm nedenlerle; Mahkemenin görevsizliğe ilişkin direnme kararının bozulması gerekir.
SONUÇ : Davacı/alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararının HUMK. 429. maddesi gereğince görev yönünden BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, 07.02.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yazın

(required)

(gerekli)