<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İçtihatlar</title>
	<atom:link href="http://www.ictihatlar.info/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ictihatlar.info</link>
	<description>Içtihat Bankası. Anayasa Mahkemesi, AHIM, Danıştay ve Yargıtay içtihatları.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Jul 2009 09:08:31 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2007/29283 E, 2008/27243 K.</title>
		<link>http://www.ictihatlar.info/9hd/yargitay-9-hukuk-dairesi-200729283-e-200827243-k/</link>
		<comments>http://www.ictihatlar.info/9hd/yargitay-9-hukuk-dairesi-200729283-e-200827243-k/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2009 09:07:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yargıtay 9.Hukuk Dairesi]]></category>
		<category><![CDATA[27243]]></category>
		<category><![CDATA[29283]]></category>
		<category><![CDATA[iş güvencesi]]></category>
		<category><![CDATA[işçi]]></category>
		<category><![CDATA[işe iade]]></category>
		<category><![CDATA[tazminat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ictihatlar.info/?p=416</guid>
		<description><![CDATA[T.C. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ
Esas. 2007/29283
Karar. 2008/27243
Tarih. 14.10.2008
DAVA : İşe iade için başvuran işçiyi bir ay içinde işe başlatmayan işveren; boşta geçen süreye ait 4 aylık ücretleri ve mahkemece takdir edilen iş güvencesi tazminatını ödemek zorundadır.
İşe iade başvurusunun ardından işverenin daveti üzerine işe başlamayan işçi; boşta geçen süreye ilişkin 4 aylık ücretleri ve iş güvencesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>T.C. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ<br />
Esas. 2007/29283<br />
Karar. 2008/27243<br />
Tarih. 14.10.2008<br />
DAVA : İşe iade için başvuran işçiyi bir ay içinde işe başlatmayan işveren; boşta geçen süreye ait 4 aylık ücretleri ve mahkemece takdir edilen iş güvencesi tazminatını ödemek zorundadır.</p>
<p>İşe iade başvurusunun ardından işverenin daveti üzerine işe başlamayan işçi; boşta geçen süreye ilişkin 4 aylık ücretleri ve iş güvencesi tazminatını işverenden talep edemez.</p>
<p>İşe iade davası sonunda işçinin başvurusu, işverenin işe başlatmaması ve buna bağlı olarak ihbar tazminatı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.</p>
<p>4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesinin 5. fıkrasına göre, işçi kesinleşen mahkeme kararının kendisine tebliğden itibaren 10 iş günü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır. Aksi halde işverence yapılan fesih geçeri bir feshin sonuçlarını doğurur. Aynı maddenin 1. fıkrasına göre de işveren işe iade için başvuran işçiyi 1 ay içinde işe başlatmak zorundadır. Aksi halde en çok 8 aylık ücret tutarında belirlenen iş güvencesi tazminatı ile boşta geçen süreye ait en çok 4 aya kadar ücret ve diğer hakları ödenmelidir.</p>
<p>İşçinin işe iade yönündeki başvurusu samimi olmalıdır. İşçinin gerçekte işe başlamak niyeti olmadığı halde, işe iade davasının sonuçlarından yararlanmak için yapmış olduğu başvuru geçerli bir işe iade başvurusu olarak değerlendirilemez. Başka bir anlatımla, işçinin süresi içinde işe iade yönünde başvurusunun ardından, işverenin daveti üzerine işe başlamamış olması halinde, işçinin gerçek amacının işe başlamak olmadığı kabul edilmelidir. Bu durumda işverence yapılan fesih, 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 21/5. maddesine göre geçerrli bir feshin sonuçlarını doğurur. Bunun sonucu olarak da işe iade davasında karara bağlanan işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların talebi mümkün olmaz.</p>
<p>Ancak, geçerli sayılan feshe bağlı olarak işçiye ihbar ve koşulları oluşmuşsa kıdem tazminatı ödenmelidir.</p>
<p>İşe iade yönündeki başvurunun 10 iş günü içinde işverene bildirilmesi gerekmekle birlikte tebligatın postada gecikmesinden işçinin sorumlu olması düşünülemez.</p>
<p>İşverenin de işçinin işe başlama isteğinin kabul edildiğini 1 ay içinde işçiye bildirmesi gerekmekle birlikte, tebligat sorunları sebebiyle bildirimin süresi içinde yapılmaması halinde bundan işveren sorumlu tutulamaz.</p>
<p>İşverence yasal süre içinde gönderilmiş olsa da, işçinin bir aylık işe başlatma süresi aşıldıktan sonra eline geçen bildirim üzerine makul bir süre içinde işe başlaması gerekir. Burada makul süre işçinin işe daveti içeren bildirim anında işyerinin bulunduğu yerde ikamet etmesi durumunda en fazla 2 günlük süre olarak değerlendirilebilir. İşçinin işe iadeyi içeren tebligatı işyerinden farklı bir yerde alınması halinde ise, 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 56. maddesinin son fıkrasında izinler için öngörülen en çok 4 güne kadar yol süresi makul süre olarak değerlendirilebilir. Bu durumda işçinin en fazla 4 gün içinde işe başlaması beklenmelidir.</p>
<p>İşverenin işe davete dair beyanının da ciddi olması gerekir. İşverenin işe başlatma niyeti olmadığı halde işe başlatmama tazminatını ödememek için yapmış olduğu çağrı, gerçek bir işe başlatma daveti olarak değerlendirilemez.</p>
<p>İşçinin işe iade sonrasında başvurusuna rağmen işe başlatılmaması halinde, işe başlatılmayacağının sözlü yada eylemli olarak açıklandığı tarihte veya bir aylık başlatma süresinin sonunda iş sözleşmesi işverence feshedilmiş sayılır. Bu fesih tarihine göre işverence ihbar ve kıdem tazminatı ödenmelidir. Hesaplamada dikkate alınacak ücret, işe başlatılmadığı tarihteki son ücret olup, kıdem tazminatı tavanı da aynı tarihe göre belirlenmelidir.</p>
<p>İşe iade davasında kararın kesinleşmesine kadar geçecek olan en çok 4 aya kadar süre hizmet süresine eklenmeli, ihbar ve kıdem tazminatı ile izin hakkı bakımından çalışılmış gibi değerlendirilmelidir.</p>
<p>İşe başlatmama tazminatının da fesih tarihindeki ücrete göre hesaplanması gerekir. İşçinin işe başlatılmadığı tarih, işe başlatmama tazminatının muaccel olduğu andır. Bahsi geçen tazminat yönünden faize hak kazanmak için kural olarak işverenin temerrüde düşürülmesi gerekir. Ancak işçinin işe iade başvurusunda işe alınmadığı takdirde işe başlatmama tazminatının ödenmesini talep etmesi durumunda işverenin ayrıca temerrüde düşürülmesi gerekmez ve bahsi geçen tazminat muaccel olduğu anda işverence ödenmelidir.</p>
<p>Boşta geçen süreye ait 4 aya kadar ücret ve diğer haklar için ise feshi izleyen dönem ücretlerine göre hesaplama yapılmalıdır. Bahsi geçen alacak işçinin işe iade için başvurduğu anda muaccel olur.</p>
<p>Boşta geçen sürenin en çok 4 aylık kısmı içinde gerçekleşen diğer haklar kavramına ikramiye, gıda yardımı, yol yardımı, yakacak yardımı ve servis gibi parasal haklar dahil edilmelidir. Söz konusu hesaplamaların işçinin belirtilen dönemde işyerinde çalışıyormuş gibi yapılması ve para ile ölçülebilen tüm değerlerin dikkate alınması gerekir. Bununla birlikte işçinin ancak çalışması ile ortaya çıkabilecek olan fazla çalışma ücreti, hafta tatili ile bayram ve genel tatil günlerinde çalışma karşılığı ücret ile satışa bağlı prim gibi ödemelerin, en çok 4 ay kadar boşta geçen süre içinde ödenmesi gereken diğer haklar kavramında değerlendirilmesi mümkün olmaz.</p>
<p>Boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklar ile işe başlatmama tazminatı brüt olarak hüküm altına alınmalı ve kesintiler infaz sırasında gözetilmelidir.</p>
<p>İşe iade davası ile tespit edilen en çok 4 aya kadar boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklar için de 4857 sayılı İş Kanunu’nun 34. maddesinde sözü edilen özel faiz türü uygulanmalıdır. Ancak işe başlatmama tazminatı niteliği itibarıyla faiz olmakla uygulanması gereken faiz yasal faiz olmalıdır.</p>
<p>SONUÇ : Somut olayda işçinin işe başlatılması için işverene başvurusunu içeren ihtarname 9.5.2006’da tebliğ edilmiş, davalı ise işçiyi 31.5.2005 tarihli ihtarnamesi ile işe davet etmiştir. İşe davet yazısı 3.6.2005&#8242;te davacının vekiline, 6.6.2006&#8242;da ise davacının adreste olmaması nedeni ile mahalle muhtarına tebliğ edilmiştir. Davacının işverene bir aylık başlatma süresi içinde müracaat etmeyip 10.6.2005 tarihinde başvurması nedeni ile işverence yapılan fesih, 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 21/5. maddesine göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur. Geçerli sayılan feshe bağlı olarak işçiye ihbar tazminatı ödenmelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ictihatlar.info/9hd/yargitay-9-hukuk-dairesi-200729283-e-200827243-k/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2007/19-50 E., 2007/50 K.</title>
		<link>http://www.ictihatlar.info/hgk/yargitay-hukuk-genel-kurulu-200719-50-e-200750-k/</link>
		<comments>http://www.ictihatlar.info/hgk/yargitay-hukuk-genel-kurulu-200719-50-e-200750-k/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2009 08:58:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[19-50]]></category>
		<category><![CDATA[50]]></category>
		<category><![CDATA[faiz]]></category>
		<category><![CDATA[görevli mahkeme]]></category>
		<category><![CDATA[itirazın iptali]]></category>
		<category><![CDATA[Kredi Kartı]]></category>
		<category><![CDATA[tüketici]]></category>
		<category><![CDATA[tüketici mahkemesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ictihatlar.info/?p=414</guid>
		<description><![CDATA[T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
E. 2007/19-50
K. 2007/50
T. 7.2.2007
• İTİRAZIN İPTALİ ( Banka Kredi Kartı Borcundan Kaynaklanması ve Davacının Banka Olması Nedeniyle Görevli Mahkemenin Genel Mahkemeler Olduğu )
• BANKA KREDİ KARTI BORCUNDAN KAYNAKLANAN DAVA ( İtirazın İptali &#8211; Davacının Banka Olması Nedeniyle Görevli Mahkemenin Genel Mahkemeler Olduğu )
İçtihat ÖZETİ : Dava, 2004 sayılı İcra ve iflas [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU</p>
<p>E. 2007/19-50</p>
<p>K. 2007/50</p>
<p>T. 7.2.2007</p>
<p>• İTİRAZIN İPTALİ ( Banka Kredi Kartı Borcundan Kaynaklanması ve Davacının Banka Olması Nedeniyle Görevli Mahkemenin Genel Mahkemeler Olduğu )</p>
<p>• BANKA KREDİ KARTI BORCUNDAN KAYNAKLANAN DAVA ( İtirazın İptali &#8211; Davacının Banka Olması Nedeniyle Görevli Mahkemenin Genel Mahkemeler Olduğu )</p>
<p>İçtihat ÖZETİ : Dava, 2004 sayılı İcra ve iflas Kanunu&#8217;nun 67. maddesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir. Dava konusu uyuşmazlık banka kredi kartı borcundan kaynaklanmaktadır. Davacının banka olması nedeniyle 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu&#8217;nun 44. maddesi dikkate alındığında görevli mahkeme açıkça Genel Mahkemelerdir.<br />
Dava değerine göre davaya bakma görevi Asliye Hukuk Mahkemesinin ise de bu mahkeme ile arasında işbölümü ilişkisi bulunan Asliye Ticaret Mahkemesine usulünce yapılmış işbölümü itirazı da bulunmamakla davaya Asliye Ticaret Mahkemesince bakılmaya devam olunmalıdır.<br />
DAVA : Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Adana Asliye 2.Ticaret Mahkemesince dava dilekçesinin görev nedeniyle reddine dair verilen 28.02.2006 gün ve 2005/378-2006/61 sayılı kararın incelenmesi Davacı/alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 28.06.2006 gün ve 4898-7064 sayılı ilamı ile;<br />
( &#8230; Davacı vekili, müvekkili banka ile davadışı Sabit Zile arasında akdedilen kredi sözleşmesinde davalının da kefil olarak yer aldığını, kredi borcunun ödenmemesi nedeniyle aleyhlerine başlanılan takibe davalı borçlunun itirazı sonucu takibin durduğunu belirterek itirazın iptali, takibin devamı ve %40 oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
Davalı vekili, akdedilen kredi sözleşmesinin tüketici kredisi olduğunu bildirerek mahkemenin görevli bulunmadığını savunmuştur.<br />
Mahkemece; davalı yanın tüketici sıfatına sahip olduğu gerekçesiyle uyuşmazlığın çözüm yerinin Adana Tüketici Mahkemesi olduğu belirtilerek dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacı yanca temyiz edilmiştir.<br />
Dava konusu uyuşmazlık banka kredi kartı borcundan kaynaklanmaktadır.<br />
Temyiz aşamasında 01.03.2006 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanununun 44. maddesinde &#8220;Bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili uyuşmazlıklarda kart hamilinin tüketici olması halinde 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun&#8217;un 22. ve 23. maddesi hükümlerinin kart çıkaran kuruluşlar tarafından kart hamilleri aleyhine açılacak davalarda 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.<br />
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her safhasında res&#8217;en dikkate alınması gerekir. Görev kurallarının kamu düzenine ilişkin olmasının bir başka sonucu da görev konusunda taraflar için bir müktesep hakkın doğmayacağı ilkesidir. Nitekim 4.2.1959 tarihli ve 13/5 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında bu ilke çok açık ve kesin biçimde vurgulanmıştır. Bu nedenledir ki, sonradan çıkan bir kanunla kabul edilen görev kuralı geçmişe etkili bir biçimde uygulanır ve davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme yeni bir kanunla görevsiz hale gelmiş ise görevsizlik kararı verilmesi zorunludur.<br />
Somut olayda davacının sıfatına göre, davanın genel mahkemede görülmesi gerektiğinden 5464 Sayılı Yasanın 44. maddesi uyarınca görevsizlik kararı verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir&#8230; ),<br />
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.<br />
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:<br />
KARAR : Dava, 2004 sayılı İcra ve iflas Kanunu&#8217;nun 67. maddesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir.<br />
Davacı/alacaklı banka ile dava dışı borçlu Sabit Z.arasında 10.06.2002 tarihinde düzenlenen kredili mevduat hesabı ( KMH ) sözleşmesinde davalı/borçlu Seyfi A.&#8217;nın garantör sıfatıyla imzası bulunmaktadır.<br />
Adana 7.İcra Müdürlüğünün 2005/5425 sayılı takip dosyasında davacı/alacaklı banka asıl borçlu Sabit Z., garantör sıfatıyla imzası bulunan Seyfi A. ve Haydar Z. Aleyhine 23.06.2005 tarihinde ilamsız takibe girişerek 11.692.60 YTL asıl alacak 608.98 YIL işlemiş yıllık %75 faiz-13.06.2005 t.den itibaren- 30.45 YTL ®5.00 BSMV olmak üzere toplam 12.332.03 YTL alacak için takibe girişmiş; ödeme emri asıl borçlu ve diğer garantör Sabit Z. İle Haydar Z.&#8217;ye tebliğ edilememiş; garantör sıfatıyla sözleşmede imzası bulunan borçlu Seyfi A.&#8217;ya ise 04.07.2005 tarihinde bizzat tebliğ olunmuştur.<br />
Seyfi A. vekili vasıtasıyla 06.07.2005 tarihinde itiraz ederek; takip ile ilgili borca itiraz etmiş; müvekkilinin alacaklı olduğunu iddia eden bankaya böyle bir borcunun olmadığını, ilgili kurumca Adana 3. Noterliğinden gönderilen 20.05.2005 tarihli ihtarnameye verdikleri cevapta borca dayanak gösterilen kredili mevduat hesabı sözleşmesinin müvekkilini taraf yapacak yasal şartları içermediğini, sözleşmedeki tarih, limit ve faiz oranının sonradan doldurulduğunu, hukuka aykırı hile ve haksız biçimde müvekkilinden tahsil imkanı sağlamak için böyle bir yönteme başvurulduğunu, 4077 sayılı Yasaya aykırı davranıldığını, açıkça bildirmelerine karşın bankaca müvekkili aleyhine takip başlatıldığını, borca dayanak gösterilen sözleşmenin BK.nun ilgili maddeleri ve ruhuna aykırı olduğunu, yasaya uygun şekilde düzenlenmiş bir sözleşme olmadığını, müvekkilinin sadece ll. sayfada tek bir imzası olup, diğer sayfalarda imzasının olmadığını, sözleşmenin limit ve tarih yazılan sayfasında müvekkilinin imzası olmadığını, imzası olmayan bu bölümlerden müvekkilinin sorumlu olmayacağını, takibin usul ve yasaya aykırı olduğunu, aleyhe yapılan takibin borçlu olmadıkları için ve borca itiraz ettiklerinden durdurulmasını istemiştir. İtiraz üzerine bu borçlu hakkındaki takibin durdurulmasına 06.07.2005 tarihinde karar verilmiş; 13.07.2005 tarihinde de aynı yönde karar oluşturulmuştur. Takip diğer borçlular yönünden devam etmektedir.<br />
Takip dayanağı Kredili Mevduat Hesabı ( KMH ) Sözleşmesinde ilk sahifede 10.06.2002 tarihi ve 30030 hesap no, 20503677 müşteri no, 13.000.000.000 TL limit yazılı olup, İskarpine kaşesi ile üç adet imza, 10 sahifede müşteri Sabit Z. adres ve telefonları, ll. sahifede de davalı Seyfi A. ismi ve iki adet imza- ki adres bilgileri boş bırakılmış başkaca bilgi yoktur- ve garantör Haydar Z. adres, telefon ve imzaları ile yine aynı şirket -İskarpino kaşesi- ile bankanın onayı bulunmaktadır.<br />
Davacı/alacaklı banka eldeki davayı 15.11.2005 tarihinde açarak itirazın iptali ile icra inkar tazminatı isteminde bulunmuştur. Açıklamalarında kullanılan kredinin şirket borçları için alındığı, ticari kredi olduğu, bireysel kredi olmadığı iddiasına dayanmış; davada 4077 sayılı kanunun uygulama yeri olmadığını bildirmiştir.<br />
Davalı/takip borçlusu garantör Seyfi A. ise vekili vasıtasıyla verdiği cevapla sözleşmenin 4077 sayılı Kanun hükümlerine aykırı olduğunu, mahkemenin görevsiz olup, Tüketici Mahkemesinin görevli olması nedeniyle görevsizlikle dosyanın Tüketici Mahkemesine gönderilmesini ve davanın reddi ile iyiniyetli olmayan alacaklı bankanın %40&#8242;tan aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesini savunmuştur.<br />
Mahkemece taraf delilleri toplanarak, taraf beyanları da alınmış ve heyetçe davanın Tüketici Mahkemesinde görülmesi gerektiğine işaretle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiştir.<br />
Davacı alacaklı banka vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece ilk karar tarihinden sonra yürürlüğe giren 5464 sayılı Kanunun 44. maddesi ile yürürlükteki 4077 sayılı Kanunun 22 ve 23. maddeleri hükümleri de nazara alınarak bozulmuş; bozma ilamında davanın tüketici mahkemesi görevine girmediği, davacının alacaklı banka olduğu ve davacının bu sıfatına göre davanın genel mahkemede görülmesi gerektiğine işaret edilerek Ticaret Mahkemesince görevsizlik kararı verilmesi için karar bozulmuş; davacı alacaklı banka vekili bozmaya uyulmasını istemiş; davalı takip borçlusu vekili takdiri mahkemeye bırakmıştır.<br />
Mahkemece, ilk karardan sonra yürürlüğe giren 5464 sayılı Kanun hükümleri de değerlendirilerek süresinde yapılmış iş bölümü itirazı bulunmadığından genel mahkemeye gönderilmek üzere görevsizlik kararı verilmesi olanağının da kalmadığı vurgulanarak önceki kararda direnilmiştir.<br />
Hükmü temyize Davacı alacaklı banka vekili getirmektedir.<br />
Böylece somut olaydaki uyuşmazlığın çözümünde ilk karardan sonra, bozmadan önce yürürlüğe giren 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu&#8217;nun 44. maddesinin nazara alınması gereği ve genel mahkemelerin kural olarak görevli olduğu hususu Özel Daire ve mahkeme arasında uyuşmazlık konusu değildir.<br />
Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık; mahkemenin direnme biçimine göre, Ticaret Mahkemesinin işbölümü itirazı yapılmadığı halde görevsizlikle dosyayı görevli bulunan genel mahkeme olan asliye hukuk mahkemesine gönderme yönünde karar verip veremeyeceği noktasında toplanmaktadır.<br />
İlkin belirtilmelidir ki, eldeki davaya Tüketici Mahkemesince bakılamayacağında kuşku bulunmadığı gibi bu husus uyuşmazlık konusu da değildir. Mahkeme ve Özel Dairenin de kabulünde olduğu üzere uyuşmazlığın banka kredi kartı borcundan kaynaklanması halinde dahi davacının banka olması nedeniyle 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu&#8217;nun 44. maddesi dikkate alındığında görevli mahkeme açıkça Genel Mahkemelerdir.<br />
Ticaret Mahkemesi ile Genel Mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesi arasındaki ilişki ise işbölümü ilişkisi olup, usulünce yapılmış bir işbölümü itirazı bulunmamakta bu nedenle eldeki davaya Ticaret Mahkemesince bakılması gerekmektedir.<br />
Bu nedenledir ki, mahkemece direnme kararının gerekçesinde de davacısı banka olan eldeki davada açıkça tüketici mahkemelerinin değil genel mahkemelerin davaya bakma görevinin bulunduğunun kabul edilmesine karşın bununla çelişki oluşturacak biçimde davaya bakma görevinin Tüketici Mahkemesine ait olduğundan bahisle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.<br />
Bozma ilamının &#8220;Somut olayda&#8221; ifadesiyle başlayan son cümlesinin davacının sıfatına göre, davanın genel mahkemede görülmesi gereğine işaret eden saptaması yerinde ise de &#8220;5464 sayılı yasanın 44. maddesi uyarınca görevsizlik kararı verilmek üzere hükmün bozulması&#8221; şeklindeki ifadesi sehve dayalı olup bozma metninden çıkarılmıştır.<br />
Sonuç olarak; davacının sıfatına ve sözleşmenin niteliğine göre davaya bakma görevi Tüketici Mahkemesine ait olmayıp, genel mahkemelere aittir. Dava değerine göre davaya bakma görevi Asliye Hukuk Mahkemesinin ise de bu mahkeme ile arasında işbölümü ilişkisi bulunan Asliye Ticaret Mahkemesine usulünce yapılmış işbölümü itirazı da bulunmamakla davaya Asliye Ticaret Mahkemesince bakılmaya devam olunmalıdır.<br />
Yukarıda açıklanan tüm nedenlerle; Mahkemenin görevsizliğe ilişkin direnme kararının bozulması gerekir.<br />
SONUÇ : Davacı/alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararının HUMK. 429. maddesi gereğince görev yönünden BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, 07.02.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ictihatlar.info/hgk/yargitay-hukuk-genel-kurulu-200719-50-e-200750-k/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2007/16918 E., 2008/10275 K.</title>
		<link>http://www.ictihatlar.info/9hd/yargitay-9-hukuk-dairesi-200716918-e-200810275-k/</link>
		<comments>http://www.ictihatlar.info/9hd/yargitay-9-hukuk-dairesi-200716918-e-200810275-k/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2008 23:43:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yargıtay 9.Hukuk Dairesi]]></category>
		<category><![CDATA[2007/16918]]></category>
		<category><![CDATA[2008/10275]]></category>
		<category><![CDATA[4857]]></category>
		<category><![CDATA[ibra]]></category>
		<category><![CDATA[ibra sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[ibraname]]></category>
		<category><![CDATA[iş hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[iş sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[savunma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ictihatlar.info/?p=410</guid>
		<description><![CDATA[YARGITAY 9.HUKUK DAİRESİ
Esas No: 2007/16918
Karar No: 2008/10275
Karar Tarihi: 25.04.2008
 
Mevzuat: 4857 sayılı İş Kanunu madde:17, 41, 46, 57
İÇTİHAT ÖZETİ: Bir işçinin sebepsiz yere işvereni ibra etmesi hayatın olağan akışına uygun değildir. İş hukukunda ibra sözleşmeleri dar yorumlanmalı ve borcun asıl sona erme nedeni  olarak ifa ele alınmalıdır. İş ilişkisinin devamı sırasında düzenlenen ibra sözleşmeleri geçerli değildir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>YARGITAY 9.HUKUK DAİRESİ</p>
<p>Esas No: 2007/16918<br />
Karar No: 2008/10275<br />
Karar Tarihi: 25.04.2008</p>
<p> </p>
<p>Mevzuat: 4857 sayılı İş Kanunu madde:17, 41, 46, 57</p>
<p><em>İÇTİHAT ÖZETİ: Bir işçinin sebepsiz yere işvereni ibra etmesi hayatın olağan akışına uygun değildir. İş hukukunda ibra sözleşmeleri dar yorumlanmalı ve borcun asıl sona erme nedeni  olarak ifa ele alınmalıdır. İş ilişkisinin devamı sırasında düzenlenen ibra sözleşmeleri geçerli değildir. İbra sözleşmesi varlığı şüpheli veya tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi de mümkün değildir. Savunma ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu yönündeki Yargıtay uygulaması kararlılık kazanmıştır.</em></p>
<p> </p>
<p>Davacı, kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla mesai ile genel tatil ücretinin ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.</p>
<p>Yerel mahkeme, isteği reddetmiştir.</p>
<p>Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hâkimi Y.Tekbaş tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>
<p>1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.</p>
<p>2- Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği olup olmadığı uyuşmazlık konusudur.</p>
<p>İbra sözleşmesi, İsviçre Borçlar Kanununun 115. maddesinde düzenlendiği halde Türk Borçlar Kanununa bu madde alınmamıştır. Bir kanunda ana kurallar ve kurumlar oluşturulurken ibra gibi önemli bir kurma yer verilmemiş oluşunun ancak hata sonucu olabileceği öğretide ileri sürülmüştür( Berki, Şakır: Borçların Sukutu, AÜHF, Cilt XII. s. 237). Bununla birlikte gerek öğretide gerek uygulamada ibraname, bir borcun tam ya da kısmen ifa edilmeden sona ermesini sağlayan özel sukut nedeni olarak kabul edilmektedir (Feyzi oğlu, F.N: Borçlar Hukuku Umumi Hükümler, Cilt II, İstanbul 1969, s. 351). Bu noktada ibra sözleşmesinin bir ödeme yönünde bir anlaşma olmadığı, borcun kısmen ya da tamamen tatmin edilemeyen sona erme şekillerinden biri olduğu belirtilmelidir.</p>
<p>İş Hukukunda ibra sözleşmesi ibraname adıyla yaygın bir uygulama alanı bulmaktadır, ibra sözleşmesinin tanımı, şekli ve hükümlerinin Borçlar Kanununda düzenlenmesinin ötesinde, iş Hukukunun işçiyi koruyucu özelliği sebebiyle İş Kanunlarında normatif hüküm olarak ele alınması gerektiği açıktır.</p>
<p>İşçi, emeği karşılığında aldığı ücret ve diğer parasal hakları ile kendisinin ve ailesinin geçimini temin etmektedir. Bu açıdan bakıldığında bir işçinin nedensiz yere işvereni ibra etmesi hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. İş Hukukunda ibra sözleşmeleri dar yorumlanmalı ve borcun asıl sona erme nedeni ifa olarak ele alınmalıdır. Borcun tatmin edilemeyen sona erme şekillerinden biri olan ibra sözleşmelerine İş Hukuku açısından sınırlı biçimde değer verilmelidir.</p>
<p>Yeni Borçlar Kanunu tasarısında bu konuya değinilmiş ve 419. maddesinde, işçi ve işveren ilişkileri açısından ibra sözleşmesine dair bazı kurallara yer verilmiştir. Bahsi geçen düzenleme de, işçilik alacaklarını sona erdiren ibra sözleşmelerinin sınırlı biçimde ele alınması gerektiğini göstermektedir. Bu itibarla Borçlar Kanunun irade fesadını düzenleyen 23–31 maddeleri arasında düzenlenmiş olan irade fesadı hallerinin iş Hukukunda ibra sözleşmeleri bakımında çok daha titizlikle ele alınması gerekir.</p>
<p>Konuya dair somut çözümlere gelince; öncelikle belirtmek gerekir ki, iş ilişkisinin devamı sırasında düzenlenen ibra sözleşmeleri geçerli değildir, işçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak ya da bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmiş sayılmalıdır.</p>
<p>İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi de mümkün olmaz. Bu nedenle işveren tarafından işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu yönünde Yargıtay uygulaması istikrar kazanmıştır.</p>
<p>Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz etkisinde olduğu kabul edilmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise, trafik kazalarından kaynaklanan tazminat davaları yönünden 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 111. maddesinin uygulaması çerçevesinde, gerçek zarar ile yapılan ödeme arasında açık oransızlık bulunması durumunda ibra belgelerine değer verilmeyeceğini kabul etmektedir. Yargıtay 11. H.D. 11.3.2004 gün 2003/7655 E, 2004/ 2411 K.) 2918 sayılı yasanın 11. maddesinde, &#8220;Bu Kanunla öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir. Tazminat miktarlarına ilişkin olup da, yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir&#8221; şeklinde kurala yer verilmiş olup, benzer bir çözüme Yargıtay&#8217;ca iş kazalarından doğan tazminat davalarında da gidildiği görülmektedir (Yargıtay H.G.K. 7.12.2005 gün 2005/21-665 E, 2005/712K.).</p>
<p>Son olarak miktar içermeyen ibra sözleşmelerinin borcu sona erdiren etkisi üzerinde durulmalıdır. Yargıtay, tacirler arasındaki düzenlenen ibra sözleşmesinin açık ve kesin olması yanında hangi borçla ilgili olduğunun belirlenmesi gerektiğini kabul etmekle birlikte, miktar içermemesini geçersizlik nedeni olarak saymamıştır (Yargıtay H.G.K.28.4.2004 gün 2004/ 15-105 E, 2004/230 K.). Ancak iş Hukukunda sorununun benzer şekilde çözümü mümkün olmaz. Geçimini emeği ile sağlayan bir işçinin nedensiz yere işvereni ibra etmeyeceği varsayımından yola çıkıldığında, miktar içermeyen ibranameye değer verilmesi doğru olmaz, iş Hukukunda işçi lehine yorum ilkesi de bunu gerektirir. Dairemizin daha önceki kararlarında da miktar içermeyen ibranameye değer verilmemektedir (Yargıtay 9.H.D. 28.5.1996 gün 1995/ 38219 E, 1996/ 12005 K.). Ancak özellikle 2001 yılından sonra verilen bazı kararlarda miktar içermese de fesihten sonra düzenlenen ve işçilik alacaklarının ismen sayıldığı ibra sözleşmelerine geçerlilik tanınmıştır(Yargıtay 9.HD. 25.4.2001 gün 2001/4006 E, 2001/7055 K. ve Yargıtay, 9.HD. 10.12.2002 gün 2002/ 10816 E, 2002/ 23501 K). Yargıtay&#8217;ın diğer iş Dairelerinde de miktar içermeyen ibra sözleşmelerine değer verilmemektedir (Yargıtay 10.HD. 23.10.2003 gün 2003/ 5745 E, 2003/7375 K; Yargıtay 21.HD. 18.4.2005 gün 2005/1585 E, 2005/ 3896 K.). Yeni Borçlar Kanunun Tasarısının 419. maddesinde de miktar içermeyen ibranamenin geçersiz olduğu açık biçimde ifade edilmiştir. Bütün bu olgulara göre konunun yeniden değerlendirilmesi sonucu ve yukarda belirtilen gerekçelerle iş Hukuku açısından miktar içermeyen ibra sözleşmelerinin geçerli olmadığı sonucuna varılmalıdır, ibranamenin gerçeği yansıtmadığı itirazı karşısında işverence ibranamenin doğruluğunun yazılı delille kanıtlanması gerekir. Aksi halde ibranamenin geçerliliği kanıtlanamadığından işçi, miktarı gösterilmeyen haklan kazanır.</p>
<p>Somut olay yönünden ibraname ile davacıya sadece 1670 günlük kıdem tazminatı ödenmiştir. Fazla mesai alacağı ödenmediği gibi, yıllık ücretli izin alacağı ibranamede yer almaktadır. Böyle olunca fazla mesai ve yıllık ücretli izin alacağının bilirkişi tarafından hesaplandığı şekli ile kabulüne karar verilmesi gerekirken reddi hatalı olup, kararın bu yönden bozulması gerekmiştir.</p>
<p>SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 25.04.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ictihatlar.info/9hd/yargitay-9-hukuk-dairesi-200716918-e-200810275-k/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2005/1-66 E., 2005/65 K.</title>
		<link>http://www.ictihatlar.info/cgk/yargitay-ceza-genel-kurulu-20051-66-e-200565-k/</link>
		<comments>http://www.ictihatlar.info/cgk/yargitay-ceza-genel-kurulu-20051-66-e-200565-k/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2008 23:34:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[2005/1-66]]></category>
		<category><![CDATA[2005/65]]></category>
		<category><![CDATA[avukat]]></category>
		<category><![CDATA[avukatlık ücreti]]></category>
		<category><![CDATA[avukatlık yasası]]></category>
		<category><![CDATA[ceza davası]]></category>
		<category><![CDATA[müdahil]]></category>
		<category><![CDATA[sanık]]></category>
		<category><![CDATA[vekil]]></category>
		<category><![CDATA[yargılama giderleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ictihatlar.info/?p=408</guid>
		<description><![CDATA[T.C. YARGITAY Ceza Genel Kurulu
Esas no:2005/1-66
Karar no:2005/65
Tarih:14.06.2005
Sanıklardan H. C. Ş. ve i. K.nun beraatlerine, A. Y.nin ise TCY.nın 452/1 ve 59. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, 31. madde uyarınca sürekli olarak kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, 33. madde gereğince hapis hali süresince yasal kısıtlılık altında bulundurulmasına, hakkında 40. maddenin uygulanması ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C. YARGITAY Ceza Genel Kurulu</strong></p>
<p>Esas no:2005/1-66<br />
Karar no:2005/65<br />
Tarih:14.06.2005</p>
<p>Sanıklardan H. C. Ş. ve i. K.nun beraatlerine, A. Y.nin ise TCY.nın 452/1 ve 59. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, 31. madde uyarınca sürekli olarak kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, 33. madde gereğince hapis hali süresince yasal kısıtlılık altında bulundurulmasına, hakkında 40. maddenin uygulanması ve tutukluluk halinin devamına, 480.000.000 lira vekalet ücretinin sanıktan tahsili ile müdahile verilmesine ilişkin İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen, 27.11.2002 gün ve 366-393 sayılı hüküm, müdahil vekili, sanık müdafii ve C. Savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 31.3.2004 gün ve 2838-1115 sayı ile;<br />
( &#8230; a ) &#8230; sanıklar H. C. ve İ.&#8217;nin beraatlerine ilişkin hükümlerin onanmasına,<br />
b ) Ancak; sanık A. hakkında yapılan incelemede sair itirazlar yerinde değilse de;<br />
1- İzmir Adli Tıp Kurumunun 27.08.2002 tarihli otopsi raporunda belirtildiği şekilde maktülün göğüs sağdaki ve solundaki kaburgalarda yaygın parçalı kınklar olduğu bunların hepsinin göğüs boşluğu içine girip ölümüne neden olduğu anlaşılmakla; TCK.nun 448, 59. maddeleri ile tecziyesi yerine yazılı şekilde hüküm kurulması,<br />
2 ) 4667 sayılı Yasa ile değişik 1136 sayılı Yasanın 164/son maddesi uyarınca vekalet ücretinin müdahil vekili yerine müdahile verilmesi &#8230; ) isabetsizliklerinden bozulmuştur.<br />
Suç vasfı yönündeki bozma nedenine uyan Yerel Mahkeme, ( 2 ) nolu bozma nedenine karşı 20.9.2004 gün ve 307-279 sayı ile;<br />
&#8220;Yargıtay 1. Ceza Dairesi 17.4.2003 gün ve 477/97 sayılı kararı ile mahkememizce verilen başka bir kararı avukatlık ücretinin vekile verilmesi isabetsizliğinden bozmuş, yine aynı Dairenin 9.7.2004 gün 4192-2771 sayılı kararında, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairece de benimsenen 20.4.2004 gün ve 47-101 sayılı kararı uyarınca vekalet ücretinin müdahiller yerine vekile verilmesi bozma nedeni sayılmıştır. Bozma ilamındaki bu neden Yargıtay 1. Ceza Dairesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarına da aykırıdır gerekçesiyle direnmiştir.<br />
Re&#8217;sen temyize tabi olan bu hüküm de C. Savcısı ve sanık tarafından temyiz edilmekle dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının, direnme yönünden onama, uyma yönünden ise eksik ceza tayin edilmesi isabetsizliğinden bozma istekli 5.1.2005 gün ve 223841 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca 1.3.2005 gün ve 1-18-22 sayı ile esas hakkında henüz inceleme yapılıp karar verilmeyen bir konuya bağlı ve ancak asıl uyuşmazlığın doğru olarak çözüldüğünün saptanması halinde incelenebilecek bir hususta, öncelikle Özel Dairece inceleme yapılıp, hükmün diğer yönlerinin isabetli olduğuna karar verildiğinde Ceza Genel Kurulunca vekalet ücreti konusunda inceleme yapılabileceğinden, dosyanın incelenmek üzere Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmiş,<br />
Dosyanın gönderildiği Yargıtay 1. Ceza Dairesi;18.5.2005 gün ve 1146/1329 sayı ile;<br />
( &#8230; Sanık hakkında TCK.nun 448. maddesiyle verilen 24 yıl ağır hapis cezasına TCK.nun 59. maddesi uygulanıp ağır hapis cezası 1/6 oranında indirilirken 20 yıl yerine hesap hatası sonucu 18 yıl ağır hapis cezası tayini yasayı aykırı olup C. Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden CMUK.nun 322. maddesi gereğince yeniden yargılama yapılmadan bu yanlışlığın giderilmesi mümkün bulunduğundan TCK.nun 448 ve 59. maddeleri uygulanıp sonuç olarak sanığın 20 yıl ağır hapis cezası ile mahkumiyetine karar verilmek suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olup re&#8217; sen temyize tabi bulunan hükmün onanmasına &#8230; ) karar verilerek dosya direnme yönünden incelenmek üzere, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmekle, konu müzakere edilip, aşağıdaki karar verilmiştir.<br />
KARAR : Sanığın TCY.nın. 448 ve 59. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilen somut olayda, Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, takdir olunan avukatlık ücretinin vekil adına mı, yoksa davanın tarafı olan asil adına mı hükmedilmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.<br />
Suçun sübutu, nitelendirilmesi ve yapılan uygulamada Özel Dairece düzelterek onanan husus dışında bir isabetsizlik bulunmadığından ve 5237 sayılı TCY ile 765 sayılı Yasa hükümlerinin somut olayda uygulanan ve uygulanması olanağı bulunan maddelerinin karşılaştırılmasında, 765 sayılı Yasa hükümlerinin sanık lehine olduğu saptandığından, uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesine geçilmiştir.<br />
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 9.7.2002 gün ve 1-185-300, 20.4.2004 gün ve 1-47-101 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere;<br />
4467 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önce Avukatlık Yasasının 163. maddesinde; &#8220;avukatlık ücreti, avukatın vekalet hizmetine karşılık olan meblağı ifade eder&#8221; şeklinde tanımlanmakta iken, 4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik sonrasında, ücret 164. maddenin birinci fıkrasında &#8220;avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder&#8221; şeklinde tanımlanmıştır.<br />
Avukatlık ücreti, avukatlık sözleşmesinden kaynaklanan avukatlık ücreti ve &#8220;Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine&#8221; göre karşı tarafa yüklenen avukatlık ücreti olarak ikiye ayrılır. Bunlardan ilki yargılama giderlerine dahil olmadığı halde, ikincisi bir cok yargısal kararda vurgulandığı üzere yargılama giderlerindendir. Bu nedenle, talep bulunmaksızın diğer yargılama giderleri gibi avukatlık ücretine de kendiliğinden hükmedilmesi gerekir. ( CGK, 5.14.1996 gün ve 86-91 )<br />
Öte yandan, Ceza Genel Kurulunun 07.06.1971 gün ve 497-209, 07.02.1972 gün ve 447-72,24.02.1975 gün ve 37-32 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi, dava sonunda &#8220;Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi&#8221; uyarınca karşı tarafa yüklenen avukatlık ücreti kişisel hak niteliğindedir. Bu yönü itibariyle de, ayrıca temyiz edilmediği sürece Yargıtay tarafından inceleme konusu yapılamaz. Yine sanık lehine vaki temyiz üzerine kararın bozulup yeniden hüküm kurulduğu hallerde, davaya katılan tarafın yeni hükmü vekalet ücreti yonunden temyiz etmesi durumunda, kazanılmış hak nedeniyle bu hususun bozma konusu yapılamayacağı da uygulamada yerleşmıs hususlardandır.<br />
Sanıgın mahkum olması halinde, ceza davalarında, vekaletnamesi bulunan bir avukatın hukuki yardımından yararlanan veya kendilerini vekille temsil ettiren katılan veya şahsi davacı lehine, &#8220;Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi&#8221;nin ikinci kısım ikinci bölümüne göre maktu vekalet ücreti ödenmesine karar verilir. Yine tazminata hükmedilmişse, tarifenin üçüncü kısmına göre nispi vekalet ücretine de hükmedilir. Ayrıca sanığın da vekaletnamesini haiz bir avukatının bulunması durumunda, manevi tazminatın reddedilen kısmı üzerinden sanık yararına da avukatlık ücretine hükmedilecektir.<br />
Karşı tarafa yüklenecek olan avukatlık ücretinin kimin adına hükmedileceği sorununu inceleyecek olursak;<br />
Ceza Genel Kurulumuzun 20.10.1975 gün ve 250-256 sayılı kararında, avukatlık ücretinin vekil olan avukat lehine değil, asil adına hükmedilmesi gerektiği belirtilmiş olup, gerek Hukuk Dairelerinin gerekse Yargıtay Ceza Dairelerinin bu doğrultudaki uygulamaları istikrarlı biçimde süregelmiştir.<br />
Ancak, Avukatlık Yasasında 4667 sayılı Yasa ile yapılan yeni düzenleme sonrasında, karşı tarafa, dava sonunda yargılama gideri olarak yüklenecek avukatlık ücretinin vekile mi yoksa müvekkile mi hükmedilmesi gerektiği sorunu çeşitli yargısal kararlarda tartışılmaya başlanmıştır.<br />
Avukatlık Yasasının 164. maddesinin son fıkrası 4667 sayılı Yasa ile değiştirilmeden önce: &#8220;Avukat ile iş sahibi arasında aksine yazılı sözleşme bulunmadıkça tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek avukatlık ücreti avukata aittir.&#8221; hükmünü taşımakta iken, bu hüküm 4667 sayılı Yasa ile; &#8220;Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti, avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.&#8221; şeklinde değiştirilmiştir.<br />
Görüleceği üzere, gerek önceki gerekse sonraki yasa metinlerinde, karşı tarafa yüklenecek ücretin, kimin adına hükmedileceğine ilişkin açık bir belirlemeye yer verilmemiştir. Her iki düzenleme vekil ile müvekkil arasında çıkacak ücret uyuşmazlıklarının çözümlenmesine ilişkin bulunmaktadır. 4667 sayılı Yasa ile Avukatlık Yasasının 163. maddesi değiştirilerek avukat ile iş sahibi arasındaki avukatlık sözleşmesinin yazılı olması şartı kaldırıldığından, buna paralel olarak 164. madde de değişiklik yapılarak &#8220;aksine yazılı sözleşme bulunmaması&#8221; koşulu madde metninden cıkartılmıştır. Esasen sözleşme özgürlüğü prensibi uyarınca, iş sahibi ile avukat isterlerse karşı tarafa yüklenen vekalet ücretinin iş sahibine ait olacağına ilişkin sözleşme de yapabilirler. Böyle bir sözleşmeyi yasaklayan herhangi bir yasal düzenleme de mevcut değildir. O halde, salt bu değişiklik nedeniyle gider olarak karşı tarafa yüklenecek olan avukatlık ücretinin vekil lehine hükmedilmesi gerektiğini söylemek olanaklı değildir.<br />
Diğer yandan, karşı tarafa yüklenecek ücretin avukata değil, iş sahibi müvekkile hükmedilmesi gerektigini gosteren bir başka husus 164/son maddenin ikinci cümlesinde yer alan &#8220;Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedılemez&#8221; hükmüdur. Şayet, karsı tarafa yüklenecek olan avukatlık ücreti avukat adına hükmedilecek ise, bu ücretin zaten iş sahibinin borcu nedeniyle takas veya mahsup edilmesi ya da haczedilmesi mümkün olamayacaktır. Aksi bir yorum, bizi yasa koyucunun 164. maddesinin son fıkrasına ikinci cümleyi boş yere koyduğu sonucuna götürür. ( Murat Aydın, Avukatlık Ücreti, Ankara-2004, 2. Bası, s.252 )<br />
Yine, ücretin asil adına hükmedilmesi gerektiğini gösteren bir başka yasal düzenleme de, Avukatlık Yasasının 163/3. maddesi olup, bu düzenleme 4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik sırasında da korunmuştur. Bu hüküm uyarınca bir ilamın cebri icra yolu ile infazına girişildiğinde, takip talebini alan icra müdürü ilamı inceleyerek, ilam bir avukatın takibi ile elde edilmiş, ancak iş sahibinin kendisi veya bu avukatın dışında bir başka avukat tarafından icraya konulmuşsa, masrafını takip talebinde bulunandan alarak ilamın icraya konulduğunu ilamda adı yazılı avukata bildirecek, bu bildirim yapılmadan icranın sonraki aşamalarına geçilmeyecektir. Bu düzenleme ile, avukatın ilama konu alacağını kolayca alması sağlanmak istenmektedir. Karşı tarafa yüklenen avukatlık ücreti avukat adına hükmedilecek ise bu kurala da gerek bulunmamaktadır. ( Murat Aydın, age, s.253 )<br />
Kaldı ki, hükümlerin kimler tarafından temyiz edilebileceği usul yasasında gösterilmiştir. Avukatın hükmü ancak yetkili kılındığı takdirde ve vekili adına temyize yetkisi bulunduğu, oysa avukat lehine ücrete hükmedilmesi halinde, ücret alacağına ilişkin kısım kendisi yönünden bir hak veya olumsuzluk yaratmayacağı cihetle, ceza davalarında katılan, şahsi davacı ya da sanığın buna yönelik temyiz yetkisinin de ortadan kalkması sonucunun doğacağı, yine hükmü kendisi adına temyiz yetkisi bulunmayan vekilin bu hususu temyiz edemeyeceği, C.Savcılarının şahsi hakka ilişen konularda hükmü temyize yetkilerinin bulunmadığı, sanığın da hükmü kendi aleyhine temyiz edemeyeceği düşünülürse, yargılama giderlerinden sayılan ve hükmün bir parçasını oluşturan avukatlık ücretine eksik hükmedildiği hususunun temyiz incelemesine getirilmesine hukuki olanak kalmayacağı anlaşılmaktadır.<br />
4667 sayılı Yasa ile Avukatlık Yasasının 164/son maddesinde gerçekleştirilen değişikliğin, yargılama giderlerinden sayılan ve dava sonunda tarife uyarınca karşı tarafa yüklenecek olan avukatlık ücretinin, vekil lehine değil, ceza davasında taraf olan ve kendilerini vekille temsil ettiren katılan, şahsi davacı veya sanık lehine hükmedilmesi gerektiği yolundaki önceki kararlar ve istikrarlı uygulamadan dönülmesini gerektirmemektedir.<br />
Bu nedenle, esasıyla ilgili uyuşmazlık Özel Dairece incelenip, düzeltme nedeni dışında isabetli bulunan Yerel Mahkeme direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.<br />
SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;<br />
1 ) Diğer yönleri Özel Dairece incelenen ve düzeltme nedeni dışında isabetli bulunan direnme hükmünün ONANMASINA,<br />
2 ) Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 14.06.2005 günü yapılan müzakerede tebliğnamedeki isteme uygun olarak oybirliğiyle karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ictihatlar.info/cgk/yargitay-ceza-genel-kurulu-20051-66-e-200565-k/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2004/4574 E., 2006/2404 K.</title>
		<link>http://www.ictihatlar.info/6cd/yargitay-6-ceza-dairesi-20044574-e-20062404-k/</link>
		<comments>http://www.ictihatlar.info/6cd/yargitay-6-ceza-dairesi-20044574-e-20062404-k/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2008 23:29:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yargıtay 6.Ceza Dairesi]]></category>
		<category><![CDATA[2004/4574]]></category>
		<category><![CDATA[2006/2404]]></category>
		<category><![CDATA[araç satışı]]></category>
		<category><![CDATA[dolandırıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[kambiyo senedi]]></category>
		<category><![CDATA[nitelikli dolandırıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[resmi belge]]></category>
		<category><![CDATA[sahtecilik]]></category>
		<category><![CDATA[satış sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[suç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ictihatlar.info/?p=406</guid>
		<description><![CDATA[T.C. YARGITAY 6.Ceza Dairesi
Esas No : 2004/04574
Karar No : 2006/02404
Tarih : 13.03.2006
Sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından sanık İsmail hakkında yapılan duruşma sonunda; mahkumiyetine ilişkin (ANKARA 1. Ağır Ceza Mahkemesi) nden verilen 17.05.2002 tarihli hükmün Yargıtay&#8217;ca incelenmesi sanık tarafından istenilmiş olduğundan, dava evrakı C. Başsavcılığından bozma isteyen 19.02.2004 tarihli tebliğname ile 26.03.2004 tarihinde Daireye gönderilmekle okunarak gereği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>T.C. YARGITAY 6.Ceza Dairesi<br />
Esas No : 2004/04574<br />
Karar No : 2006/02404<br />
Tarih : 13.03.2006</p>
<p>Sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından sanık İsmail hakkında yapılan duruşma sonunda; mahkumiyetine ilişkin (ANKARA 1. Ağır Ceza Mahkemesi) nden verilen 17.05.2002 tarihli hükmün Yargıtay&#8217;ca incelenmesi sanık tarafından istenilmiş olduğundan, dava evrakı C. Başsavcılığından bozma isteyen 19.02.2004 tarihli tebliğname ile 26.03.2004 tarihinde Daireye gönderilmekle okunarak gereği görüşülüp düşünüldü:<br />
<strong>KARAR</strong></p>
<p>Katılan Adnan&#8217;a yönelik dolandırıcılık suçundan kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;<br />
Katılan Ertun&#8217;tan sahte senet vererek aldığı 06 TPD 10 plakalı otomobili katılan Adnan&#8217;a 200.000.000 lira kaparo alarak 1.200.000.000 liraya satmak üzere anlaşan sanığın, tanık Murat&#8217;ın vekil olarak atandığına ilişkin aracın kayıt maliki Eftal adına sahte düzenlenmiş vekaletnameyi vererek kalan 1.000.000.000 lirayı aldığı, adı geçen tanığın da aracı katılan Adnan&#8217;a Ankara 42. Noterliğinde satım sözleşmesiyle vekaleten sattığının anlaşılması karşısında; dolandırıcılık suçunda noterin aracı kılınması nedeniyle sanığın eyleminin 765 sayılı TCY&#8217;nın 504/3. maddesine uyan nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, aynı Yasanın 503/1. maddesiyle hüküm kurulması, suç tarihindeki ekonomik koşullara, paranın satın alma gücüne ve yerleşik uygulamalara göre katılan Adnan&#8217;dan alınan dolandırıcılığa konu 1.200.000.000 lira paranın değeri pek aşırı olduğu halde normal kabul edilerek yazılı biçimde uygulama yapılması; adli sicil kaydı içeriğine göre hırsızlık suçundan 30.08.1999 tarihinde infaz edilmiş, Bakırköy 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 453-420 sayılı 1 yıl 2 ay hapis cezası içeren ilamıyla tekerrüre esas önceki hükümlülüğü bulunan sanık hakkında 765 sayılı TCY&#8217;nın 81/2. maddesiyle uygulama yapılmaması, karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamış,</p>
<p>Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine,toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre sanık İsmail&#8217;in temyiz itirazları yerine görülmemiş olduğundan reddiyle; 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY&#8217;nın 7/2 ve 5252 sayılı TCK&#8217;nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasanın 9/3. maddeleriyle Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 23.02.1938 günlü 1937/23 &#8211; 1938/9 sayılı,Yargıtay Ceza Genel Kurulu&#8217;nun 25.05.1999 günlü 133/142 sayılı kararları ışığında; somut olayda Mahkemece uygulanan 765 sayılı TCY&#8217;nın 503/1. maddesiyle 5237 sayılı TCY&#8217;nın 212/1 ve 158/1-d maddelerinin ayrı ayrı ve bir bütün olarak uygulanması sonucunda,</p>
<p>Mahkemece 765 sayılı yasa uyarınca kurulan hükmün sanık yararına bulunduğu anlaşıldığından, hakkındaki eleştiri dışında usul ve kanuna uygun bulunan hükmün tebliğnameye aykırı olarak (ONANMASINA) ,<br />
Sanık hakkında yakınanlar Metin ve Habibe ile katılan Adnan&#8217;a yönelik sahtecilik, yakınan Cemazel ve katılan Ertun&#8217;a yönelik sahtecilik ve dolandırıcılık, yakınan Ali&#8217;ye yönelik dolandırıcılık suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise,<br />
Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanık tarafından tarafından işlendiğini kabulde ve yakınan Ali&#8217;ye yönelik dolandırıcılık suçu yönünden nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;<br />
Yakınan Ertun&#8217;dan satın aldığı otomobile karşılık Türk Ticaret Kanununun 688/6. maddesinin öngördüğü zorunlu biçimsel öğelerinden &#8220;düzenleme tarihini&#8221; içermemesi nedeniyle kambiyo senedi ve dolayısıyla resmi belge niteliğini taşımayan sahte düzenlenmiş suça konu özel belgeyi imzalayarak yakınana vermesi, yakınan Cemazel&#8217;den satın aldığı otomobile karşılık ise Türk Ticaret Kanununun 688/5-6. maddesinin öngördüğü zorunlu biçimsel öğelerinden &#8220;düzenleme tarihini&#8221; ile &#8220;Kime ve kimin emrine ödenecekse onun ad ve soyadını&#8221; içermemesi nedeniyle kambiyo senedi ve dolayısıyla resmi belge niteliğini taşımayan sahte düzenlenmiş suça konu özel belgeyi imzalayarak yakınana vermesi eylemlerinin, 765 sayılı TCK.nun 79. maddesi yollamasıyla katılan ve yakınan sayısınca ayrı ayrı dolandırıcılık suçlarını oluşturduğu gözetilmeden, resmi belgede sahtecilik suçundan da hüküm kurulması,</p>
<p>Tanık Murat&#8217;ın vekil olarak atandığına ilişkin aracın kayıt maliki Eftal adına düzenlenmiş sahte vekaletnameyi adı geçen tanığa vererek, otomobilin katılan Adnan&#8217;a Ankara 42. Noterliğinde düzenleme şeklindeki satım sözleşmesiyle vekaleten satılmasını sağlayan sanığın eyleminin 765 sayılı TCY&#8217;nın 342/2, 80. maddesine uyan sahtecilik suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi,</p>
<p>Sanığın, yakınan Habibe&#8217;ye Ticaret Kanununun 688/6. maddesinin öngördüğü zorunlu biçimsel öğelerden &#8220;düzenleme tarihini ve yerini&#8221; içermeyen, bu nedenle kambiyo senedi ve dolayısıyla resmi belge niteliğini de taşımayan senetleri vermesi, yakınan Metin&#8217;den devraldığı iş yerine karşılık, Türk Ticaret Kanununun 688/5-6. maddesinin öngördüğü zorunlu biçimsel öğelerinden senetlerde lehtar olarak bildirilen &#8220;Ekşiler İnşaat San&#8221; ibaresi gerçek ya da tüzel kişiyi göstermediğinden &#8220;kime ve kimin emrine ödenecekse onun ad ve soyadını&#8221; içermemesi nedeniyle kambiyo senedi ve dolayısıyla resmi belge niteliğini taşımayan suça konu özel belgeleri imzalayarak vermesi eylemlerinin ayrı ayrı özel belgede sahtecilik suçları oluşturduğunun gözetilmemesi,</p>
<p>Sanığın eylemine uyan, yakınan Ali&#8217;ye yönelik dolandırıcılık suçundan 765 sayılı TCY&#8217;nın 503/1, katılan Adnan&#8217;a yönelik sahtecilik suçundan aynı Yasanın 342/2 ve 80. maddelerine göre, hükümden sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY&#8217;nın yakınan Ali&#8217;ye yönelik dolandırıcılık yönünden suça uyan 157/1. maddesinde öngörülen adli para cezasının tutarı, katılan Adnan&#8217;a yönelik sahtecilik suçu yönünden ise 204/1-3 ve 43/1. maddelerinde öngörülen özgürlüğü bağlayıcı cezanın türü, alt ve üst sınırları bakımından; anılan Yasanın 7/2, 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddeleri ışığında sanık yararına olması ve 5237 sayılı Yasa hükümleri uyarınca yeniden değerlendirme ve uygulama yapılmasında zorunluluk bulunması,</p>
<p>01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY&#8217;nın 7/2 ve 5252 sayılı TCK&#8217;nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasanın 9/3. maddeleriyle Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 23.02.1938 günlü 1937/23 &#8211; 1938/9 sayılı,Yargıtay Ceza Genel Kurulu&#8217;nun 25.05.1999 günlü 133/142 sayılı kararları ışığında; somut olayla ilgili yakınanlar Metin ve Habibe&#8217;ye yönelik sahtecilik suçları bakımından 765 sayılı TCY&#8217;nın her bir yakınana yönelik sahtecilik eylemi nedeniyle ayrı ayrı 345 ve 80. katılan Ertun ile yakınan Cemazel&#8217;e yönelik dolandırıcılık suçu bakımından ise ayrı ayrı aynı Yasanın 503/1 ve 522/1. maddeleriyle 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY&#8217;nın yakınanlar Metin ve Habibe&#8217;ye yönelik sahtecilik suçları bakımından 207/1 ve 43/1, katılan Ertun ile yakınan Cemazel&#8217;e yönelik dolandırıcılık suçu bakımından ise aynı Yasanın 212/1, 207/1 ve 157/1. maddelerinin ayrı ayrı ve bir bütün olarak uygulanması sonucunda 765 sayılı TCY&#8217;nın sanık yararına olduğunun gözetilmesinde zorunluluk bulunması,</p>
<p>Adli sicil kaydı içeriğine göre hırsızlık suçundan 30.08.1999 tarihinde infaz edilmiş, Bakırköy 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 453-420 sayılı 1 yıl 2 ay hapis cezası içeren ilamıyla tekerrüre esas önceki hükümlülüğü bulunan sanık hakkında, 765 sayılı TCY&#8217;nın 81/2. maddesiyle uygulama yapılmaması,</p>
<p>Hükümden sonra yürürlüğe giren 5083 sayılı Yasaya 5335 sayılı Yasa ile eklenen 2/3. maddesi uyarınca, para cezalarının hesaplanmasında 1 Yeni Türk Lirasının altında kalan tutarların hesaba katılamayacağının gözetilmesi zorunluluğu,<br />
Bozmayı gerektirmiş, sanık İsmail&#8217;in temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle istem gibi (BOZULMASINA) , 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK&#8217;nun 326/son maddesi uyarınca hükmolunan ceza süresi bakımından kazanılmış hakkın korunmasına, 13.03.2006 gününde oy birliğiyle karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ictihatlar.info/6cd/yargitay-6-ceza-dairesi-20044574-e-20062404-k/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2002/19030 E., 2003/4673 K.</title>
		<link>http://www.ictihatlar.info/6cd/yargitay-6-ceza-dairesi-200219030-e-20034673-k/</link>
		<comments>http://www.ictihatlar.info/6cd/yargitay-6-ceza-dairesi-200219030-e-20034673-k/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2008 23:25:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yargıtay 6.Ceza Dairesi]]></category>
		<category><![CDATA[2002/19030]]></category>
		<category><![CDATA[2003/4673]]></category>
		<category><![CDATA[imza]]></category>
		<category><![CDATA[kambiyo senedi]]></category>
		<category><![CDATA[özel belge]]></category>
		<category><![CDATA[resmi belge]]></category>
		<category><![CDATA[sahtecilik]]></category>
		<category><![CDATA[yetki]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ictihatlar.info/?p=404</guid>
		<description><![CDATA[T.C. YARGITAY 6. Ceza Dairesi
Esas No : 2002/19030
Karar No : 2003/4673
Tebliğname No : 6/2001180449
İÇTİHAT ÖZETİ: Resmi belgeye eş sayılan kambiyo senetleri, esasta özel belge olup keşidecinin verdiği yetkiye dayanılarak onun yerine imza konulmasında suçun manevi öğesinin oluşmadığı gözetilmelidir.

Sahtecilikten sanık Seyide&#8217;nin bozma üzerine yapılan yargılanması sonunda: Mahkumiyetine dair (İZMİR 3. Ağır Ceza Mahkemesi) nden verilen 15.10.2001 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>T.C. YARGITAY 6. Ceza Dairesi<br />
Esas No : 2002/19030<br />
Karar No : 2003/4673<br />
Tebliğname No : 6/2001180449</p>
<p><em>İÇTİHAT ÖZETİ: Resmi belgeye eş sayılan kambiyo senetleri, esasta özel belge olup keşidecinin verdiği yetkiye dayanılarak onun yerine imza konulmasında suçun manevi öğesinin oluşmadığı gözetilmelidir.</em></p>
<p><em><br />
</em>Sahtecilikten sanık Seyide&#8217;nin bozma üzerine yapılan yargılanması sonunda: Mahkumiyetine dair (İZMİR 3. Ağır Ceza Mahkemesi) nden verilen 15.10.2001 tarihli hükmün duruşmalı olarak Yargıtay&#8217;ca incelenmesi sanık savunmanı tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından onama isteyen 09.10.2002 tarihli tebliğname ile 01.11.2002 tarihinde daireye gönderilmekle tayin edilen günde sanık savunmanının duruşma gününden usulen haberdar edildiği halde duruşmaya gelmediği ve bir mazeret de bildirilmediği anlaşılmakla duruşmasız olarak yapılan inceleme sonunda okunarak gereği görüşülüp düşünüldü:</p>
<p>Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>
<p>Ancak;</p>
<p>TCK&#8217;nun 349. maddesi gereğince resmi belgeye eş sayılan kambiyo senetleri, esasta özel belge olup keşidecinin önceden verildiği yetkiye dayanılarak onun yerine imza konulmasında suçun manevi öğesinin oluşmadığı, eylemin Eralp için 3167 Sayılı Yasaya aykırılık, sanık Seyide&#8217;nin de bu suça katılma niteliğinde bulunduğu gözetilmeden yazılı şekilde uygulama yapılması,</p>
<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık Seyide savunmanının temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak (BOZULMASINA) , 24.06.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ictihatlar.info/6cd/yargitay-6-ceza-dairesi-200219030-e-20034673-k/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yargıtay 16. Hukuk Dairesi 2003/4594 E., 2003/9280 K.</title>
		<link>http://www.ictihatlar.info/16hd/yargitay-16-hukuk-dairesi-20034594-e-20039280-k/</link>
		<comments>http://www.ictihatlar.info/16hd/yargitay-16-hukuk-dairesi-20034594-e-20039280-k/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2008 23:19:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yargıtay 16.Hukuk Dairesi]]></category>
		<category><![CDATA[2003/4594]]></category>
		<category><![CDATA[2003/9280]]></category>
		<category><![CDATA[ağır ceza mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[asliye ceza mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[geçesiz taahhüt]]></category>
		<category><![CDATA[görev]]></category>
		<category><![CDATA[görevli mahkeme]]></category>
		<category><![CDATA[icra ceza mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[itiraz]]></category>
		<category><![CDATA[statü]]></category>
		<category><![CDATA[suç]]></category>
		<category><![CDATA[taahhüdü ihlal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ictihatlar.info/?p=402</guid>
		<description><![CDATA[T.C. YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ içtihatı
Esas no. 2003/4594
Kara no. 2003/9280
Tarih. 15.10.2003
İÇTİHAT ÖZETİ : İcra Ceza Mahkemeleri Asliye Ceza Mahkemeleri statüsünde bulunduğundan CMUK&#8217;nun 299. maddesi uyarınca İcra Ceza Mahkemesince verilen kararlar hakkındaki itirazların incelenmesi görevi Ağır Ceza Mahkemesine aittir. Bu husus gözetilmeksizin Asliye Ceza Mahkemesince itirazın incelenmesi isabetsiz bulunmaktadır. Ancak; sanığın taahhüdünü içeren taahhüt tutanağında ödenecek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>T.C. YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ içtihatı</p>
<p>Esas no. 2003/4594<br />
Kara no. 2003/9280<br />
Tarih. 15.10.2003</p>
<p><em>İÇTİHAT ÖZETİ : İcra Ceza Mahkemeleri Asliye Ceza Mahkemeleri statüsünde bulunduğundan CMUK&#8217;nun 299. maddesi uyarınca İcra Ceza Mahkemesince verilen kararlar hakkındaki itirazların incelenmesi görevi Ağır Ceza Mahkemesine aittir. Bu husus gözetilmeksizin Asliye Ceza Mahkemesince itirazın incelenmesi isabetsiz bulunmaktadır. Ancak; sanığın taahhüdünü içeren taahhüt tutanağında ödenecek toplam borç miktarının tüm fer&#8217;ileri ile birlikte açıkça belirlenip gösterilmemiş olması nedeniyle sanığın taahhüdü hukuken geçersiz olup atılı suç oluşmayacağından ve bu nedenle mahkumiyete dair hüküm kurulması da isabetsiz bulunduğundan itirazla ilgili prosedürün işletilmesine gerek görülmemiştir. </em></p>
<p><em> </p>
<p><strong>DAVA :</strong> Taahhüdü ihlal suçundan sanık Ali&#8217;nin İİK&#8217;nun 340. maddesi gereğince 1 ay hafif hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Ç İcra Ceza Mahkemesinin 29.8.2001 gün ve 2000/303 esas, 2001/262 sayıyı kararı ve dosyası ile anılan cezanın ertelenmesi talebinin reddine dair aynı mahkemenin 24.6.2002 gün ve 2002/107 müteferrik sayılı kararı, bu karara vaki itirazın reddine dair Ç Asliye Ceza Mahkemesinin 4.11.2002 gün ve 2002/108 müteferrik sayılı kararı incelendi.<br />
Sanığın ödeme taahhüdünü içeren 8.11.2000 tarihli haciz tutanağında ödenecek toplam borç miktarının bütün fer&#8217;ileri ile birlikte hesaplanıp açıkça gösterilmemiş olması nedeniyle sanığın taahhüdünün hukuken geçersiz bulunduğu gözetilmeden mahkumiyet hükmü kurulmasında, kabule göre de İcra Ceza Mahkemesince verilen kararlar hakkındaki itirazın incelenmesinde CMUK&#8217;nun 229. maddesi uyarınca Ağır Ceza Mahkemesinin görevli bulunduğunun gözetilmemiş olmasında isabet görülmediğinden anılan kararın CMUK&#8217;nun 343. maddesi uyarınca bozulması lüzumu Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü&#8217;nün 1.4.2003 gün ve 15531 sayılı yazılı emirlerine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.3.2003 gün ve Y.E.2003/58509 sayılı tebliğnamesiyle istenilmiş olmakla, gereği görüşüldü: </em><br />
<strong>KARAR :</strong> Öncelikle İcra Ceza Mahkemeleri Asliye Ceza Mahkemeleri statüsünde bulunduğundan CMUK&#8217;nun 299. maddesi uyarınca İcra Ceza Mahkemesince verilen kararlar hakkındaki itirazların incelenmesi görevi Ağır Ceza Mahkemesine aittir. Bu husus gözetilmeksizin Asliye Ceza Mahkemesince itirazın incelenmesi ve yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz bulunmaktadır.<br />
Ancak; sanığın taahhüdünü içeren 8.11.2000 günlü taahhüt tutanağında ödenecek toplam borç miktarının tüm fer&#8217;ileri ile birlikte açıkça belirlenip gösterilmemiş olması nedeniyle sanığın taahhüdü hukuken geçersiz olup atılı suç oluşmayacağından ve bu nedenle mahkumiyete dair hüküm kurması da isabetsiz bulunduğundan itirazla ilgili prosedürün işletilmesine gerek görülmemiştir.</p>
<p><strong>SONUÇ :</strong> Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı&#8217;nın yazılı emre atfen düzenlediği tabliğname yerinde görüldüğünden Ç İcra Ceza Mahkemesinden verilen ve temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılan 29.8.2001 gün ve 2000/303 esas 2001/262 sayılı kararının CMUK&#8217;nun 343. maddesi uyarınca BOZULMASINA, hükmolunan cezanın çektirilmemesine, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.10.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ictihatlar.info/16hd/yargitay-16-hukuk-dairesi-20034594-e-20039280-k/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2003/16106 E., 2003/19889 K.</title>
		<link>http://www.ictihatlar.info/12hd/yargitay-12-hukuk-dairesi-200316106-e-200319889-k/</link>
		<comments>http://www.ictihatlar.info/12hd/yargitay-12-hukuk-dairesi-200316106-e-200319889-k/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2008 23:11:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yargıtay 12.Hukuk Dairesi]]></category>
		<category><![CDATA[2003/16106]]></category>
		<category><![CDATA[2003/19889]]></category>
		<category><![CDATA[2007/9430]]></category>
		<category><![CDATA[2008/544]]></category>
		<category><![CDATA[bono]]></category>
		<category><![CDATA[depozito]]></category>
		<category><![CDATA[mücerret]]></category>
		<category><![CDATA[ödeme vaadi]]></category>
		<category><![CDATA[sebep]]></category>
		<category><![CDATA[senet]]></category>
		<category><![CDATA[takip]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ictihatlar.info/?p=400</guid>
		<description><![CDATA[YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ
Esas no. 2003/16106
Karar no. 2003/19889
Tarihi. 13.10.2003
İÇTİHAT ÖZETİ: TTK&#8217; nun 688/2. maddesi gereğince bir senedin bono sayılabilmesi için illetten mücerret kayıtsız ve şartsız muayyen bir bedeli ödeme vaadini taşıması gerekir. Somut olayda gözlendiği gibi takip dayanağı senedin elektrik, su, aidat, yakıt borcu ve evde yapılacak hasar bedeli olarak depozitonun karşılığı için verildiği tarafların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ<br />
Esas no. 2003/16106<br />
Karar no. 2003/19889<br />
Tarihi. 13.10.2003<br />
<em>İÇTİHAT ÖZETİ: TTK&#8217; nun 688/2. maddesi gereğince bir senedin bono sayılabilmesi için illetten mücerret kayıtsız ve şartsız muayyen bir bedeli ödeme vaadini taşıması gerekir. Somut olayda gözlendiği gibi takip dayanağı senedin elektrik, su, aidat, yakıt borcu ve evde yapılacak hasar bedeli olarak depozitonun karşılığı için verildiği tarafların kabulündedir. Bu haliyle senedin tahsilinin gerekip gerekmediği yargılamaya muhtaçtır. </em></p>
<p><strong>DAVA :</strong> Yukarıda tarih ve numarası yazılı merci kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :</p>
<p><strong>KARAR :</strong> TTK&#8217; nun 688/2. maddesi gereğince bir senedin bono sayılabilmesi için illetten mücerret kayıtsız ve şartsız muayyen bir bedeli ödeme vaadini taşıması gerekir. Somut olayda gözlendiği gibi takip dayanağı senedin elektrik, su, aidat, yakıt borcu ve evde yapılacak hasar bedeli olarak depozitonun karşılığı için verildiği tarafların kabulündedir. Bu haliyle senedin tahsilinin gerekip gerekmediği yargılamaya muhtaç olmakla merciin şikayetin kabulüyle takibin iptaline karar vermesi gerekirken yazılı şekilde karar tesisi isabetsizdir.</p>
<p><strong>SONUÇ :</strong> Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mercii kararının yukarıda yazılı nedenlerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.&#8217;nun 428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), 13.10.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ictihatlar.info/12hd/yargitay-12-hukuk-dairesi-200316106-e-200319889-k/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yargıtay 18. Hukuk Dairesi 2008/314 E., 2008/4171 K.</title>
		<link>http://www.ictihatlar.info/18hd/yargitay-18-hukuk-dairesi-2008314-e-20084171-k/</link>
		<comments>http://www.ictihatlar.info/18hd/yargitay-18-hukuk-dairesi-2008314-e-20084171-k/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2008 23:04:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yargıtay 18.Hukuk Dairesi]]></category>
		<category><![CDATA[2008/314]]></category>
		<category><![CDATA[2008/4171]]></category>
		<category><![CDATA[bağımsız bölüm]]></category>
		<category><![CDATA[elatmanın önlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[klima]]></category>
		<category><![CDATA[mimari proje]]></category>
		<category><![CDATA[ortak yerler]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[projeye aykırılık]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim planı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ictihatlar.info/?p=398</guid>
		<description><![CDATA[T.C. YARGITAY 18. HUKUK DAIRESI
Esas no. 2008/314 - Karar no. 2008/4171 &#8211; Tarih. 10.4.2008
İÇTİHAT ÖZETİ :  Dava dilekcesinde, ortak yere elatmanin onlenmesi, projeye aykiriliklarin giderilmesi istenilmistir. Binanin mimari projesinde kombi, klima gibi cihazlar icin yer belirlenmemis ise, yonetim planinda bu cihazlarin konulmasini yasaklayici duzenleme bulunup bulunmadigina bakılmalıdır. Bir yasaklama bulunmamasi halinde; baska bagimsiz bolumlere ve ortak alanlara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>T.C. YARGITAY 18. HUKUK DAIRESI</p>
<p>Esas no. 2008/314 - Karar no. 2008/4171 &#8211; Tarih. 10.4.2008</p>
<p><em>İÇTİHAT ÖZETİ :  Dava dilekcesinde, ortak yere elatmanin onlenmesi, projeye aykiriliklarin giderilmesi istenilmistir. Binanin mimari projesinde kombi, klima gibi cihazlar icin yer belirlenmemis ise, yonetim planinda bu cihazlarin konulmasini yasaklayici duzenleme bulunup bulunmadigina bakılmalıdır. Bir yasaklama bulunmamasi halinde; baska bagimsiz bolumlere ve ortak alanlara zarar verecek ve tahammul sinirlarini asacak boyutta koku, duman veya ses cikarmamak kosuluyla buna izin verilmelidir.</em></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">DAVA :</span></strong>  Dava dilekcesinde, ortak yere elatmanin onlenmesi, projeye aykiriliklarin giderilmesi istenilmistir. Mahkemece davanin kismen kabulune karar verilmis, hukum: taraf vekillerince temyiz edilmistir.</p>
<p>Temyiz isteminin suresi icinde oldugu anlasildiktan sonra, dosyadaki butun kagitlar okunup geregi dusunuldu:</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">KARAR :</span></strong>  Dosyadaki yazilara, kararin dayandigi kanitlarla yasal gerektirici nedenlere ve ozellikle kanitlarin takdirinde bir isabetsizlik gorulmemesine gore sair temyiz itirazlari yerinde degildir.</p>
<p>Ancak;</p>
<p>Davaci dava dilekcesinde, davalinin balkonuna monte ettigi kombi cihazinin bacasinda yogunlasan buhari olusturdugu suyun binanin giris ve cikis yerlerine akmak suretiyle kat maliklerinin islanmalarina neden oldugunu ileri surmektedir. Yerinde yapilan kesif sonucu duzenlenen bilirkisi raporunda sozu edilen su damlamasi ile ilgili olarak ne gibi tedbirlerin alinmasi gerektigi tartisilmamistir.</p>
<p>Dogalgaz veya sivi yakitla calisan sofben ve kombi ile elektrikle calisan klima cihazlari modern yasamin vazgecilmez, faydali ve zorunlu ev aletlerindendir. Anatasinmazin onayli mimari projesinde bu aletler icin yer ayrilmadigi takdirde, bunlarin bagimsiz bolumlerin hangi yerlerine konulacagi sorunu ile karsilasilmaktadir. Bu tur uyusmazliklarin cozumunde, Kat Mulkiyeti Yasasi&#8217;nin yasaklayici hukumlerini aynen uygulamak sorunu herkesin kabul edebilecegi bicimde cozmemekte, bazen de isi daha karmasik ve icinden cikilmaz bir hale getirmekte, memnuniyetsizlige neden olmaktadir. Bulunacak cozum yolu; kisilerin can guvenligini tehlikeye dusurmemek, cagin sundugu bu teknolojik olanaklardan tum kat maliklerini yararlandirmak, bunun yaninda da 634 sayili Kat Mulkiyeti Yasasi&#8217;nin 18. maddesinde deginildigi gibi bu cihazlari kullananlarin dogruluk kurallarina uymasini saglamak, diger kat maliklerini rahatsiz etmemek. ve onlarin haklarini cignememek, yonetim plani hukumlerine de uymak olmalidir. Bu ana ilkeler cercevesinde; oncelikle apartmanin onayli mimari projesinde kombi, sofben ve klima cihazlari icin belirlenmis bir yer bulunup bulunmadiginin arastirilmasi ve bu aletler icin ozel bir yer ile baca ve gider sistemi ile ilgili herhangi bir duzenleme yapilip yapilmadigina bakilmali, yer ayrilmamis ise bu takdirde anatasinmazin yonetim planinda; kat maliklerinin bagimsiz bolumlerinin balkon veya pencerelerine kombi, sofben ve klima cihazlarinin konulmasinin yasaklanip yasaklanmadigi arastirilip, yonetim planinda boyle bir yasaklayici duzenleme bulundugu takdirde mahkemece balkona veya pencereye konulmus olan cihazlarin sokulup kaldirilmasina karar verilmelidir. Bu aletler icin yonetim planinda bir yasaklama bulunmadigi takdirde balkonun ic kismindaki duvarlara veya bagimsiz bolumun pencerelerine monte edilmek, baska bagimsiz bolumlere ve ortak alanlara su veya herhangi bir sivi akitmamak, zarar verecek ve tahammul sinirlarini asacak boyutta koku, duman veya ses cikarmamak kosuluyla buna izin verilmelidir.</p>
<p>Somut olaya gelince; anatasinmazin yonetim planinda balkonlara kombi cihazi konulamayacagina dair bir yasaklama bulunmamaktadir. O halde mahkemece, olay yerinde bilirkisi araciligiyla onayli mimari proje de uygulanmak suretiyle kesif yapilarak mimari projede kombi icin yer ayrilip ayrilmadiginin, ayrilmis ise sofbenin buraya konulup konulmadiginin tespit edilmesi, projede ozel bir yer gosterilmis ve alet bu yere konulmamis ise halen bulundugu yerden kaldirilarak teknigine uygun sekilde projesindeki yerine yerlestirilmesi, projesinde herhangi bir sekilde kombi Cihazi yeri yok ise bu takdirde kombi cihazinin teknik ozellikleri de irdelenerek davacinin iddia ettigi gibi bacasinda buhar yogunlasmasi olusup olusmayacagi ve bunun sonucu olarak cevreye rahatsizlik verecek miktarda su akitip akitmadiginin, su akitmasi halinde bunun ne sekilde giderilebileceginin, soz konusu suyun bagimsiz bolumun kombi cihazinin yerlestirildigi balkonun zemininde bulunmasi gereken atik su gideri hattina verilip verilemeyeceginin saptanip belirlenmesi, rahatsizligi giderecek hicbir cozum yolu bulunamadigi takdirde kombi cihazinin sokulerek kaldirilmasina karar verilmesi gerektiginin dusunulmemesi dogru gorulmemistir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">SONUÇ :</span></strong> Bu itibarla, yukarida aciklanan esaslar gozonunde tutulmaksizin yazili sekilde hukum tesisi isabetsiz, temyiz itirazlari bu nedenlerle yerinde oldugundan kabulu ile hukmun HUMK&#8217;nin 428. maddesi geregince ( BOZULMASINA ), temyiz pesin harclarinin istek halinde temyiz edenlere iadesine, 10.04.2008 gununde oybirligiyle karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ictihatlar.info/18hd/yargitay-18-hukuk-dairesi-2008314-e-20084171-k/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2002/458 E., 2002/920 K.</title>
		<link>http://www.ictihatlar.info/3hd/yargitay-3-hukuk-dairesi-2002458-e-2002920-k/</link>
		<comments>http://www.ictihatlar.info/3hd/yargitay-3-hukuk-dairesi-2002458-e-2002920-k/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2008 22:59:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yargıtay 3.Hukuk Dairesi]]></category>
		<category><![CDATA[2002/458]]></category>
		<category><![CDATA[2002/920]]></category>
		<category><![CDATA[fazlaya ilişkin haklar]]></category>
		<category><![CDATA[görevli mahkeme]]></category>
		<category><![CDATA[kısmi dava]]></category>
		<category><![CDATA[maddi tazminat]]></category>
		<category><![CDATA[saklı tutulması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ictihatlar.info/?p=396</guid>
		<description><![CDATA[YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ
Esas no. 2002/458
Karar no. 2002/920
Tarihi. 29.1.2002
İÇTİHAT ÖZETİ : Alacaklı kısmi dava açarken fazlaya ilişkin hakkını saklı tutmuş ise, mahkemenin görevi dava edilen alacak miktarına göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir.
Davamızda, davacının almaya hak kazandığı tazminatın tamamı 6.208.723.764 liradır ve davacı fazlaya ilişkin hakkını saklı tutmuştur.
Bu durumda, alacağın tamamına göre Asliye Hukuk Mahkemesinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ</p>
<p>Esas no. 2002/458<br />
Karar no. 2002/920<br />
Tarihi. 29.1.2002</p>
<p><em>İÇTİHAT ÖZETİ : Alacaklı kısmi dava açarken fazlaya ilişkin hakkını saklı tutmuş ise, mahkemenin görevi dava edilen alacak miktarına göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir.<br />
Davamızda, davacının almaya hak kazandığı tazminatın tamamı 6.208.723.764 liradır ve davacı fazlaya ilişkin hakkını saklı tutmuştur.<br />
Bu durumda, alacağın tamamına göre Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olması nedeniyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi gerekir.</em><br />
<strong><span style="text-decoration: underline;">DAVA :</span></strong> Dava dilekçesinde 10.000.000 lira tazminatın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:<br />
<strong><span style="text-decoration: underline;">KARAR :</span></strong> Davada, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere 10.000.000 lira maddi tazminatın tahsili talep edilmiştir.<br />
Mahkemece; davacının fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak üzere davanın ( talep gibi )kabulüne karar verilmiştir.<br />
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının 6.208.723.764 lira maddi zararı olduğu belirtilmiştir.<br />
HUMK.&#8217;nun 4/2 maddesine göre, alacaklı kısmi dava açarken fazlaya ilişkin hakkını saklı tutmuş ise, mahkemenin görevi dava edilen alacak miktarına göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir.<br />
Davamızda, davacının almaya hak kazandığı tazminatın tamamı 6.208.723.764 liradır ve davacı fazlaya ilişkin hakkını saklı tutmuştur.<br />
Bu durumda, alacağın tamamına göre Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olması nedeniyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">SONUÇ :</span></strong> Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 29.1.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ictihatlar.info/3hd/yargitay-3-hukuk-dairesi-2002458-e-2002920-k/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
