Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2005/3429 E., 2005/3748 K.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2005/3429 E., 2005/3748 K.
YARGITAY İLAMI
Mahkemesi : B. Asliye H. H.
Tarihi : 30.11.2004
Nosu : 657-867
Davacı : Zehra v.s.
Davalı : Gürcan

İÇTİHAT ÖZETİ : Muris muvazaası olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir.

Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, babaları olan miras bırakan Süleyman ın kendilerinden mal kaçırma amacıyla 181 ve 7 parsel sayılı taşınmazlarını satış şeklinde davalı torununa temlik ettiğini; işlemin muvazaalı olduğunu ileri sürerek, taşınmaz tapularının iptaliyle payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, elbirliği ile mülkiyette, mirasçıların her birinin kendi payı için iptal-tescil isteğinde bulunamayacağı gerekçesiyle, davanın usul yönünden reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR:

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, elbirliği ortaklığından söz edilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirascısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 Tarih 1/2 Sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini istiyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmıyacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tesbiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı,miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince: davacıların miras bırakanın mirasçıları olduğu anlaşılmaktadır. Davanın dayanağı yukarda sözü edilen 1.4.1974 Tarih ½ Sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararıdır. Anılan karar mirasçıların miras payları oranında istekte bulunmalarını olanaklı kılmıştır.
Hal böyle olunca, davacıların istemlerinin yukarıdaki ilke ve olgulara göre araştırılıp incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle davanın reddi isabetsizdir.
Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 30.3.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yorumlar

Bir insanın sağlığında yapmış bulunduğu tasarrufun vefatından sonra mahkemece iptal edilmesini doğru bulmuyorum.bu bir insan hakkı ihlalidir.

İster sağlar arası ister ölüme bağlı tasarruf olsun her türlü hukuki işlem hukuka uygun olmak zorundadır. insan hakkı ihlali oluşturan bir durum söz konusu değildir.

Düzeltme.Bir insanın sağlığında, hukuka uygun olarak yapmış bulunduğu tasarrufun ,vefatından sonra mahkemece iptal edlmesini doğru bulmuyorum.Bunun insan hakkı ihlali olduğunu düşünüyorum.

e vet bende insan hakkına aykırı buluyorum cünkü ben babamla yaşadım tamamen kendi insifiyatifi ile satış yaptı 35 sene babasının yanına gelmeyenler şimdi babalarından hak almak için mahkemeye verdiler

BİR BABANIN HERHANGİ BİR ÇOCUĞUNUN KAZANÇLARIYLA BİRLİKTE ORTAK EDİNMİŞ OLDUĞU TAŞINMAZLARINI HERHANGİ BİRİLERİNE SATMASININ HAKKANİYETE UYGUN OLMAYACAĞINI GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURARAK MAĞDUR EDİLENİN MAĞDURİYETİNİN GİDERİLMESİ DAHA HAKKANİYETLİ OLACAKTIR

Bireyin iradesine üstünlük verilmelidir. Gerek MK ve gerekse de uygulamada verilen kararlarla bireyin sağlıktaki iradesi ile yaptığı tassarruflar yok sayılmaktadır.Bu durum cemaatçı toplum olmanın neticesidir. Bireyselliğin gelişmemişliğini göstermektedir.Öyleki; kişi, mirasçılarına mal bırakmak için yaşar hale getirilmiştir.

Yorum Yazın

(required)

(gerekli)